Perşembe, 04 Ocak 2018 15:59

Heybeliada ve Rıfat Ilgaz

Ögeyi değerlendirin
(0 oy)

Belirtmem gerekir miydi bilmem: Adalar, nice yazınsal yapıtın, ezginin, filmin... konusu ya da esin kaynağıdır. Bu türlerin hangisinde olursa olsun, bir dinginlik, bir güzellik, bir mutluluk beldesi bağlamında ele alınır.

Ama her zaman öyle midir? Değildir elbet. Sözgelimi Rıfat Ilgaz Ustanın “Heybeli”sinde durum -ister istemez- biraz tersine döner:

Heybeli

                   Fahir Onger’e

Nasıl sevmezsin Heybeli’yi,
Ne evim, ne bahçem var,
Ne iskelesinde sandalım.

Ne param var savuracak
Çamlarına, denizine, ay ışığına!
Ne asfaltına tırmanacak dermanım.
Rüzgârında payım var, olsa olsa
Bir nefeslik.

Ben insanların belki en yorgunu,
Denizin, güneşin özlemi bende,
Bende yaşamanın, çalışmanın özlemi.
Mevsimsiz sevmesini bilirim,
Vakitsiz düşünmesini,
Düşünüp düşünüp üzülmesini,
Gülüşüm, bakışım ayrı,
Belki üzgünüm biraz, yılgın değil,
Farkındayım olup bitenlerin.

Nasıl sevmezsin Heybeli’yi,
Herkesin bağı bahçesi ayrılmış,
Denizde kotrası yalısı.
Ayırmış ayıran, hastanesinde
Bizim de yatağımızı.

RIFAT ILGAZ
(Devam, Çınar Yayınları, İstanbul, Kasım 2015)

 

Peki, bunca siteminde haksız mıdır Rıfat Ilgaz Ustamız? Sade bir okuru olarak bana sorarsanız, haklıdır, hem de yerden göğe kadar haklıdır: Hasta ve üstelik yoksul bir adam, büyük olasılıkla 1940’lı yıllarda adanın hazlarına nasıl erecekti(r) ki?

 

Son değişiklik Cuma, 05 Ocak 2018 15:45
Yorum yapmak için oturum açın