Pazar, 01 Kasım 2015 01:44

Adalı Gezginler Paris’te

Ögeyi değerlendirin
(0 oy)
Eifell kulesinden Trocadero meydanına bakış Eifell kulesinden Trocadero meydanına bakış Fotoğraflar: Ayşegül - Nezih Bayraktar

 

02 eiffel kulesi 280xEiffel Kulesi18 Eylül 2015 günü saat 9.00’da Atatürk Havalimanı’nda buluşan Adalı Gezginler grubu olarak keyifli bir yolculuktan sonra Paris Charles de Gaulle Havaalanı’na vardık. Havalimanında bizi bekleyen otobüsümüze transfer olduk ve 3 gece kalacağımız Novotel’e geldik. Valizlerimizi odalarımıza yerleştirdikten sonra, rehberimiz Özlem Hanım eşliğinde panoramik şehir turuna çıktık. Etoile Meydanı, Zafer Takı, Concorde Meydanı (Şanzelize Bulvarı’nın sonunda ortasında Mısır’dan gelmiş Luksor dikilitaşı bulunan ülkenin 2. büyük meydanı) Opera Binası ve Meydanı, Madeleine Kilisesi, Petit Palais, Grand Palais, Napoleon Bonapart’ın anıt mezarı Dome Kilisesi, Eiffel Kulesi, Askeri Akademi, İnvalides Müzesi, Notre Dame Katedrali, Louvre Müzesi’ni kapsayan turumuzda Paris’in belli başlı noktalarını tanıma fırsatı oldu. Trocadero Meydanı’nda (Eiffel Kulesi’nin görülebileceği en güzel yer) meşhur Eiffel Kulesi önünde Paris hatırası pozu büyük bir coşku ile kameralara kaydedildi. Normandiya usulü kır ile başlayan akşam yemeğimizi Avenue Wagram’da yedikten sonra ışıklar içindeki Champ Elysees’de (Şanzelize) yürüyerek dolaştık. Ünlü Fransız komutan ve imparator Napolyon’un zaferlerinin anısına yapılmış olan Zafer Takı (Arc De Triomphe) önünde gece fotoğrafı çektik. Şehre iyice ısındık.

19 Eylül sabahı otobüsümüze binerek ilk durağımız olan Eiffel Kulesi’ne tarihi asansörle çıkıyoruz. Rehberimiz Özlem Hanım’ın anlatımı eşliğinde şehri bu defa, Fransız Devrimi’nin 100. yılında Gustave Eiffel’in firması tarafından inşa edilmiş olan dünyanın en zarif mimari yapıtlarından biri olarak kabul edilen bu çelik kuleden seyrediyoruz.

03 louvre sarayi ve cam piramid 280xLouvre Sarayı ve Cam PiramidBiz Adalı Gezginler , yaşadığımız Adalar kadar eski bir Ada’nın hikayesini dinliyoruz.

İsa doğmadan 200 yıl kadar önce çamurlu Seine Nehri’nin ortasındaki bir minik Ada’da, İl de la Cite’de yaşayan, balıkçılık ve nehir ticareti ile geçinen Galyalı bir kavim olan Parislilerin mutlu yaşantılarına kimler göz dikmemişti ki. Koskoca Roma İmparatoru Julius Sezar, Hun İmparatoru Atilla, Kuzeyli heybetli Vikingler… Fakat onlar direndiler. Aziz Genevieve kurtarıcıları, Frank Kralları imparatorları oldu. O zamanlar Seine Nehri’nin kıyılarına tahta köprüler ile bağlanmış İl de la Cite adasına, şimdiki Paris’in kalbi deniyor. Fransa’daki bütün yollar buraya çıkıyor ve 10. yüzyılda inşa edilmiş olan Notre Dome katedrali 0 noktası olarak kabul ediliyor.

Fransa’nın, kimilerine göre ise Avrupa’nın sanat, kültür, politika, ekonomi, moda ve lüksün başkenti; âşıklar şehri ve de ışık şehir olarak da anılan, İle de France bölgesinin merkezi olan Paris, belki de şehir planlayıcıları ve uzak görüşlü mimarları olmasa idi, ortasından Seine Nehri geçen bir ovada konumlanan sıradan bir Avrupa şehri olarak haritadaki yerini alacaktı.

04 galeries la fayette 280xGaleries La Fayette3. Napolyon, krallığı döneminde şehrin yeniden planlanması için vali Haussmann’ı görevlendirdi. Haussmann, şehri baştanbaşa yıkıp yeniden inşa etti ve bugünkü Paris’in kurucusu oldu. Seine Nehri’nin üzerine inşa edilmiş onlarca tarihi köprü, huzur verici parklar, geniş bulvarlar, anıtlar ve karakteristik apartmanlar onun zamanında yapılmıştır.

Eiffel kulesinden indikten sonra Seine Nehri üzerinde tekne ile gezintiye çıkıyor, tarihi köprülerin altından geçiyor, anıt binaların (Orsay ve Louvre Müzeleri, Notre Dome Katedrali, Adliye ve Belediye Sarayı vs.) kıyısından ilerliyoruz. Tekne turu bitiminde İl de La Cite’ye gidip Meryem Ana’ya ithafen yapılmış Notre Dome Katedrali’nin gotik mimarisini görüyor altın rengi heykeller ile süslü Alexander Köprüsü’nün üzerinden yürüyerek geçiyoruz.

Akşamüstü Paris’in en üst noktasına, Montmarte’a (Ressamlar Tepesi) çıkıyor, ünlü Sacre Coeur kilisesini görüyoruz. Kiliseyi gördükten sonra Paris bohem hayatının merkezi olan Ressamlar Tepesi’nin dar sokaklarında dolaşıyor, hediyelik alışverişi yapıyor, meydandaki kafelerde oturuyor, ressamları izliyoruz. Akşam yemeğimizi buradaki hoş bir restoranda, soğan çorbası başlangıçlı, Fransız mutfağından oluşan bir menü ve Fransız şansonları eşliğinde yiyoruz. Bu mekanda Edit Piaff şarkıları dinlemek gerçekten hoş oluyor. Montmarte’dan yürüyerek Pigal’e iniyoruz. Kırmızı Değirmenin önünden geçiyor, yolda Lido’nun tavşan kızlarına rastlıyoruz.

08 louvre sarayindan 280xLouvre Sarayından20 Eylül sabahı kahvaltı sonrası hareketle dünyanın en ünlü ve en büyük müzesi ve Eski Kraliyet Sarayı Louvre’a cam piramidin içinden giriyoruz. İlk olarak Leonardo Da Vinci’nin en ünlü eseri, Mona Lisa’sını görüyor, Lacroix’in Fransız Devrimi’ni betimleyen devasa tablosunu izliyor, Napolyon’un kral dairesinin şatafatlı atmosferini soluyoruz. Fransız ve İtalyan Klasikleri ile Rönesans ressamlarının şaheserlerini seyrediyoruz. Kralların taçları, mücevherlerinin bulunduğu ve daha pek çok salonu olan Louvre’u hakkıyla gezmek için en az 3 gün gerekir. Dışarı çıkıp Tulliere bahçelerinden yürüyoruz ve öğle yemeğimizi lezzetli bir Fransız krepi ile geçiştiriyoruz. Buradan yine yürüyerek Jardin du Luxemburg (Lüksemburg Bahçeleri)’a gidiyoruz. Medici Ailesi, hüküm sürdüğü dönemde burada bir saray ve Floransa’dakileri anımsatan muhteşem bahçeyi inşa etti. Bu bahçe küçük, büyük her yaşta Parislinin kafa dinlediği, huzur bulduğu yerdir. Dairesel planlı bahçenin ortasındaki gölette ördekler ile birlikte uzaktan kumandalı yelkenliler yüzdürülür, ağaçların altında dinleninilir, kitap okunur.

 
06 louvre muzesi onunde 280xLouvre Müzesi önünde
 
07 louvre muzesi 280xLouvre Müzesi

 

 

09 moulin rouge 280xMoulin RougeParis’te yaşayan erkeklere Parisien, kadınlara Parisienne denir. Parisliler yaşamın anlarını şıklaştırmakta çok beceriklilerdir. Modacı Coco Chanel’in bir dizi inci kolye ve küçük siyah elbise ile yarattığı vazgeçilmez zerafet gibi, Paris kafeleri de sanatçı ve entelektüel müşterileri ile dünya çapında ünlenmişlerdir. En ünlülerinden Cafe de Flore’nin yanındaki Les Deux Magots’da oturup kahvemizi yudumlarken yediğimiz bir dilim milföy pasta eşliğinde Hemingway, Picasso, Albert Camus, Jean Paul Sartre’ı anarak şık bir mola veriyoruz.

Ardından yine Quartier Latin (Latin Mahallesi) bölgesinde yer alan Sorbonne Üniversite’sinin önünden geçip önemli Fransız entelektüellerin gömüldükleri Paris’in koruyucusu Genevieve’e ithaf edilmiş olan anıt mezar Pantheon’unu görüyoruz. Pantheon’a gömülmüş olan ünlüler Voltaire, Jean-Jacques Rousseau, Victor Hugo, Emile Zola, Marie ve Pierre Curie ve Alexandre Dumas’dır. Akşam yakındaki Bistrot de la Montagne’da Fransız şansonları eşliğinde Fransız yemekleri yiyoruz.

21 Eylül 2015 sabah erkenden yola koyuluyor, Opera Meydanı’na gidiyor, Paris’in ünlü ve tarihi alışveriş merkezi Art Nouveau tarzında inşa edilmiş muhteşem vitray kubbesi olan Galeries laFayette ve Printemps’ı geziyoruz. Printemps’in en üst katından Eiffel’i uzaktan görüyor ve kenti bir defa daha yukarıdan seyrediyoruz.

 
10 ressamlar tepesinde 280xRessamlar tepesinde
11 opera binasinin tavani ressam chagal tarafindan boyanmis 280xOpera Binasının tavanı ressam Chagal tarafından boyanmış
14 notre dame katedrali 280xNotre Dame Katedrali
 

Romalılardan tuvalet kültürünü almadan önce lazımlıklarını sokağa boca ediveren Parisliler, etrafı saran dayanılmaz kokuyla baş etmek için parfümü icat etmişler; dünyanın tüm şık kadınları bu parfümleri kullanır olmuşlar. Bu çok ünlü mağazaların en alt katları şimdilerde Fransızların dünyaca ünlü markalarının parfümleri ile mis gibi kokuyor.

 
05 les deux magots 280xLes Deux Magots
12 orsay muzesi 280xOrsay Müzesi
13 luksemburg bahceleri 280xLüksemburg Bahçeleri
 

Tarihi Opera binasını gezerken bazılarımız da ünlü Cafe de la Paix’de kahve ve pasta keyfi yapıyor. Mimar Garnier tarafından inşa edilen Opera binası zamanında Paris aristokrasisinin pahalı kıyafetler içinde boy gösterdiği, localarda ilginç görüşmeler yaptığı çok önemli bir kültür ve sosyalleşme merkezi olmuş. Ülkemizde de gösterilen Operadaki Hayalet Müzikali’nin hikâyesi işte bu ünlü binada geçiyor. Aynen hikâyede olduğu gibi Opera’nın tabanında su dolu bir sarnıç bulunuyor. İçerde bulunan heykeller, yağlı boya tablolar ve muhteşem kristal avizeler ilgi çekici. Kırmızı kadife koltuklu büyük tiyatro salonunun tavanı yenilenmiş. Ünlü ressam Chagal’a ait modern figürler Opera’nın klasik mimarisi ile şahane bir tezat oluşturuyor.

Otelimize geri dönüp, valizlerimizi kapıda bizi bekleyen otobüsümüzün bagajına yerleştiriyor ve havaalanına doğru ilerlerlerken Paris’in geniş bulvarlarına ve muhteşem kent dekoruna “Au revoir” diyoruz.

Yeniden görüşmek üzere...

Son değişiklik Perşembe, 05 Kasım 2015 14:20
Yorum yapmak için oturum açın