Pazartesi, 17 Temmuz 2017 16:35

Karınca’nın Su İçtiği Ada

Ögeyi değerlendirin
(8 oy)

06.20’de karanlıktı henüz, deniz çarşaf gibi uzanıyordu önümde... Parlayan ışıklarıyla geliyordu arabalı vapur. Sessizliğin sesini dinlerken veda ettim adaya, sevdalıma... Rıhtımda boynu bükük yürürken limana vardım. Ersan Reis’in taze taze kasalara dizdiği zarganalar ilişti gözüme. Sarı parlak bir ışık altında ağlarını yıkıyordu. Selamlaşıp devam ettim yoluma ‘Marmara’ uykudaydı... Yaklaşan geminin telaşı ile gidecek olmanın verdiği hüzün karıştı birbirine. Sonsuzluk bahçesinde yatanları selamladım. Ve sık adımlarla iskeleye vardım. Kısa bir düdük öttürdü Çanakkale feribotu, yolcularını alarak karanlığın içinde yitip gitti. Ne bilirdim Koca Çınar’dan bir yaprağın daha denize düşeceğini o gün... Her insan bir iz bırakırdı ardında. Ada yüzlü insanlar göçüp giderken hatıraları aydınlatıyordu yolumuzu...

Bazı karakterler vardır ki içinde bulunduğunuz dünyayı farklı kılarlar. Namı diğer Kara Osman (Kır) da Marmara Adası’nın unutulmaz simalarından biriydi. Çoğu zaman köstekli saati, ipek gömleği, kat yerleri bıçak gibi keskin kumaş pantolonu ve sivri burun yumurta topuk iskarpinleri ile dolaşırken görürdünüz onu... Tophane’nin karanlık sokaklarında yürüyormuş hissi uyandırırdı uzaktan baktığınızda. Üstü de boş olmazdı hani! Her zaman tertemiz giyinir, ağır adımlarla yürürdü. Filmlerde işlenen Kabadayı tiplemesinin belki de son örneklerindendi. Lafını hiç kimseden esirgemezdi. Küfür bir insanın ağzına ancak bu kadar yakışırdı. Elimde tenekeden gemim plaja inen merdivenleri kullanmak için otelin antresinden her girişimde karşılaşırdık. Halini hatırını sormayı ihmal etmezdim. O ise sorularıma sevecenlikle cevap verirdi. Salonun batı cephesindeki duvarda dünyanın dört köşesinden gelen kartpostallar dururdu. Her gelen kendinden bir parça bırakırdı bu hasır kaplı duvara. Büyük bir hayranlıkla incelerdim bu efemeraları. Akdeniz tenli Osman amca askerliğini bahriyeli olarak yapmıştı. Vatani görevi bitince de binmişti bir şilebin güvertesine, umudu ve geleceği için düşlerinin peşinden gitmişti. Bütün dünyayı gezmiş sonunda da Hamburg limanında inmeye karar vermişti. 1960’lı yılların başıydı, bir gün Almanya’nın Köln kentinde dostlarıyla bir akşam yemeğinde son anlarına kadar yanında olacağı Ruth hanımla tanışırlar. Bir süre sonra da evlenirler. Köln’deki ilk Türk lokantalarından birini açar ve 4-5 yıl işletirler. Bir olay neticesinde başı derde girer Osman amcanın ama ikna yeteneği sayesinde hakimi suçsuzluğuna inandırır ve ceza almaz. Fakat mahkeme sonucunda sınır dışı edilir. 1968 yılında 5 bavul ve 3-5 kuruşla Marmara Adası’na, baba toprağına geri döner Osman ve Ruth Kır çifti.

Turizmin altın çağıdır 1960 ve 70’li yıllar. Denizcilik İşletmeleri’ne ait gemiler yaz aylarında binlerce insan taşırlar Marmara Adaları’na. Oteller, pansiyonlar, plajlar ve çay bahçeleri hınca hınç doludur. Öyle ki gelen tatilciler kimi zaman camilerde yatırılır. Balığın bol, denizinse billur gibi olduğu günlerdir. Posta seferleri ve tur motorları, dolmuş niyetine kullanılan sandallarla birleşince rıhtımı ve iskeleleri doldurur, pansiyoner ve boş oda arayanların sesleri birbirine karışırdı. Turizm potansiyelini göz önünde bulundurarak elde avuçta ne varsa birleştirip Büyük baba ‘Kasap Osman’dan kalan arsa üzerine otel inşa etmeye başlar Kır ailesi. 1972 yılında inşaatı tamamlanır, geriye ise tek bir şey kalır. O da otele isim bulmak. Uzun yıllar turizm acentesi işleten Feridun Reis namı diğer ‘İhtiyar Balıkçı’ tüm adalılar tarafından sevilen saygı duyulan nevi şahsına münhasır bir insandı. Reis’in turizm konusundaki engin bilgisine güvenen Osman amca da, Kole plajı üzerinde yaptırdığı otele isim bulmasını rica etmişti. Feridun Reis; “Senin oraya çıkarken insan durup dinlenme, mola verme ihtiyacı hissediyor... Sen otelin ismini ‘MOLA’ koy, hem balıkçılıkta da kullanılan bir terim.” demiştir. O gün bu gündür ‘Hotel Mola’(www.molamotel.com.tr) bir aile işletmesi olarak misafirlerine hizmet etmeye devam ediyor.

Osman amca İstanbul’dan veya yurtdışından bir misafiri geldiğinde mutlaka sofrasını taze ada mahsulleriyle donatırdı. Masasında oturma şansına erişenlere ise hayatlarında unutamayacakları neşeli dakikalar hatta saatler yaşatmıştır. Anadolu’da sözlü edebiyat geleneğini sürdüren ‘Dengbêj’ler gibiydi adeta ‘Kara Osman’... Gemicilik ve lokantacılık yaptığı yıllardan hatta dünya denizlerinden ve avcılık hakkında birbirinden renkli hikâyeler anlatırdı. Coşkusu ve yüzüne yayılan o tatlı tebessümüyle mübalağa ettiğini bildikleri halde dostları tarafından pür dikkat dinlenirdi. Bazen aynı mevzuyu tekrarladığı hatta araya birkaç ayrıntı daha eklediği olurdu, ancak onu tanıyan herkes mutlaka sözünü bitirene kadar dinlerlerdi.

raki masasi 280xSoldan sağa Osman Kır, Celal Yeltekin, Yaşar Kemal, Oğuz Lav, Ümit Erışık

Dinlettirirdi de kendini! Sabahlara kadar uzayıp giden bu dost meclislerinden öyle isimler geçmiştir ki... Bunlardan biri hastalarına emekli olana dek parasız bakan, Çapa Tıp Fakültesi’ndeki odası yurdun dört bucağından gelen yoksullarla dolup taşan, ömrü boyunca özel muayenehane açmamış, yoksul ama yetenekli birçok tıp öğrencisini okutmuş, ekmeğini de onlarla bölüşmüş olan Prof. Dr. Oğuz Lav, bir diğeri de tüm edebiyat dünyasınca tanınan çağımızın en büyük romancılarından Yaşar Kemal’dir. Bazı kaynaklarda Yaşar Kemal’in yaz tatillerini Marmara Adası’nda geçirdiği bilgisine rastlansa da bu tam anlamıyla gerçeği yansıtmaz. Çünkü Yaşar Kemal, cezaevi arkadaşı Osman Kır’ı ziyaret etmeye gelir Marmara Adası’na. Üstelik yaz mevsimiyle de sınırlı değildir bu gelip gitmeler.

Yaşar Kemal’in Ada hikâyelerini okuyan herkesi bir düşünce sarar. Acaba anlatılan bu ada hangi adadır? Ege’de bir ada canlanır ilk bakışta zihinlerde, çünkü İda Dağı’nın yakınında konumlar yazar onu. Fakat bazı çelişkileri de içinde barındırır. Çanakkale savaşlarında Osmanlı kuvvetlerinin yaralılarının bakıldığı Rum Okulu ve hastaneden bahseder ‘Karınca Adası’nda. Ahalisinin tamamının Rum olduğu ve 7 kaptanların ihtişamlı evlerinden ve adadaki yel değirmenlerinden, bağ ve meyve bahçelerinden hatta kaynak suyundan. Oysa Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi’ndeki bütün adaların düşman işgalinde olduğunu düşünürsek Ege’de hayal mahsulü bir ada gibi görünür bize Karınca Adası. Mübadelenin getirdiği kültürel bunalım, yerinden yurdundan olan, mezarları dahil her şeylerini geride bırakmak zorunda kalan insanların trajedisini ustalıkla anlatır ada hikâyeleri. Aslında yaşanılan tüm bu acılar gerçektir. Lozan mübadelesi neticesinde Türkiye’de yaşayan 1,5 milyon Rum ile Yunan topraklarındaki 510 bin Türk değiş tokuş edilerek insanların yaşamları altüst edilmiştir.

eski belediye baskanlari 280xEski Belediye Başkanları’ndan Halil Rüştü Kırık, Yaşar Kemal ve Kara Osman

Aslında Yaşar Kemal’in ‘Karınca Adası’na hayat veren, onu ete kemiğe bürüyen bu ada Ege de değil, Marmara’dadır. Yani Güney Marmara Adaları’dır. Bunlar; Marmara, Avşa, Koyun, Paşalimanı, Hayırsız ve Ekinlik adalarıdır. Alpay Kabacalı ile yaptığı bir söyleşisinde Yaşar Kemal “Bir ada düşlüyordum İsveç’te. Daha sonra Marmara Adası’na gittim, ona yakın bir ada buldum. Çok şaşıyorum insanın düşlemesine. Ne düşlemişsem, neyi yazmak istiyorsam, aynı ada... Birkaç defa daha gidip adaya, ondan sonra yazmaya başlayacağım.” demiştir. Yazar yazmayı düşlediği romanın ayrıntılarını netleştirmek ve yöre hakkında bilgi almak için dostu ‘Kara Osman’a gelir. O yıllarda Osman amcanın misafirlerini gezdirmekte kullandığı, Ayvansaray yapımı 10,5 metrelik ‘Mola’ adında bir teknesi vardı. Yaşar Kemal’i bu adalara götürmüş, yörenin beşeri yapısını ve tarihini yerinde gözlemlemesini, hatta ada sakinleriyle yani, Girit mübadili ailelerle buluşmasını sağlamıştır.

 

yelkenli 840xYedikardeşler olarak adlandırılan birbirine benzer 7 konak… Sahipleri gemiler vasıtasıyla ticaret yapıyordu.

 

foto 280xOsman ve Ruth Kır, Yaşar Kemal, Celal Yeltekin, Oğuz Lav

Marmara merkezde ise, çekek yerindeki ustalarla, çınar ağaçları altında ağlarını tamir eden balıkçılarla sohbet etmişti. Yazar ne zaman adaya gelirse gelsin Ruth hanımın tadı damağında kalan o meşhur yayla çorbasından mutlaka yemek isterdi. Hatta Kır ailesi bu çorbaya, çok sevdiğinden ötürü Yaşar Kemal çorbası ismini takmışlardı. Kaynağından suyu içercesine bütün materyalleri bu gezi ve sohbetlerde toplamış, karşılaştığı tüm imgeleri romanlarında kullanmıştır. Birkaçına örnek vermek gerekirse; Karınca Adası birçok anlatıdan anlaşıldığı üzere Ekinlik (Koutalis) adasıdır. Çünkü bu adada üç adet yel değirmeni bulunur ve ahalisinin tamamı Rum’dur. Sahil bandında, köyün doğu ucunda ‘Yedi Kardeşler’ olarak adlandırılan birbirine benzer üç katlı 7 konak vardır. Osmanlı imparatorluğu devrinde, Koutalis (Ekinlik) halkına ait gemiler, Ege ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya, özellikle İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltere’ye kadar giderek oralardan İstanbul’a ticari mal getiriyordu. Bazı aileler ise Marmara’da balıkçılık yapıyor ve tuzlu balık ticaretinde bulunuyordu. Bu ticaret Romanya ve Rusya kıyılarına kadar uzanmıştı. Koutalis halkı buralardan ve Kizikos (Kapıdağı)’dan buğday almış, günümüzde kalıntıları bulunan değirmenlerde işleyerek un haline getirip satmışlardı. Adada 110 öğrencilik bir okul ve Çanakkale savaşlarında hastane olarak kullanılan büyük bir kilise vardı. Ne yazık ki okul ve kilise bugün harap vaziyettedir. Ayrıca Marmara Denizi 1970’li yıllara kadar Türkiye’nin en önemli balıkçılık merkezlerinden biriydi. Özellikle Kolyoz ve Kılıç avcılığı neticesinde tonlarca balık taze ve tuzlu olarak yurtiçi ve yurtdışına satılmaktaydı. Yöre halkı bu sayededir ki uzun süre bolluk içinde yaşamıştır. Ancak bu benzeşmelerin yanında Ekinlik’in su kaynağı olsa da akarsuyu yoktur. Fakat Marmara Adası su bakımından çok zengindir. Ayrıca adanın meyve ve sebze ambarı olarak nam salmış Topağaç (Kılazak) Köyü verimli topraklara sahiptir. Üzerinde mavi çakır tüylü keçilerin dolaştığı ada ise Koyun adası olması muhtemeldir. Burada birkaç yazlıktan başka hayat belirtisi yoktur. “Karşıdaki Hayırsız Ada mor, keskin bir ışığa batmıştı” cümlesindeki Hayırsız Ada aynı isimle Ekinlik Adası’nın kuzeyinde bulunmaktadır. Ve üzerinde sadece deniz feneri ile martı yuvaları bulunmaktadır.

cicekler 280x İlk baharda Ekinlik adası kırlarını kaplayan rengarenk ada çiçekleri

Aba sahilinde iki dost sabahın ilk ışıklarıyla ‘Pehlivan Ahmet’in lokantasından çıkmışlardı. Pantolon paçaları dizlerine kadar sıvalıydı. Bir ellerinde ayakkabıları diğer Ellerinde cigara denizin sahili öptüğü bu çakıl kumsalda ağır aksak adımlarla ve arada bir sessizliği bozan martı çığlıklarıyla yürüyorlardı. Gündoğdu çakarına doğru baktı ve doğan güneşle menevişlemiş denizi seyre daldı Yaşar Kemal. O gece de süt liman bir hava vardı Marmara’da. Otelin bahçesinde dost meclisi kurulmuştu her zaman olduğu gibi. Yaşar Kemal ise düşünceliydi. Çünkü ikinci kitaba nasıl bir isim vereceğine karar veremiyordu bir türlü. Kara Osman ise her zamanki bilge tavrıyla; “Ne düşünüyorsun? Bak! Böyle güzel hava kırk yıl beklesen gelmez. Karıncalar bile su içer böyle havada... Bundan güzel kitap ismi mi olur?” der. Kitabın ilk sayfalarında her ne kadar ‘Karadeniz Balıkçı deyimi’ cümlesi geçse de, Marmara Adası’nın palpa limanlık havalarına nice ada sevdalısı aşinadır.

Her geçen gün geçmişe dair özlemim artarken, Osman amcanın halleri hiç aklımdan çıkmıyor. İnsan sevdiklerini hep güzel anlarıyla hatırlarmış. Akşam sofrasına oturmadan vazoya yerleştirdiği çiçekleri, bayramlarda erzak poşetlerini mahallesindeki dullara dağıtmadan evine dönmeyişi, en bıçkın delikanlıları bile kıskandıracak karizması ile bir Kara Osman geçti bu diyardan. 14 Aralık 2014 günü Ruth hanımın kollarında hayata gözlerini yumarken koca çınardan bir yaprak daha düşmüştü denize. 28 Şubat 2015 yılında ise dostu Yaşar Kemal, binlerin omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı. Anılarda ve kitaplarda yaşayan bu dostluğun tanığıdır Marmara Adası. Işıklar içinde olsunlar...

*Bu yazı hazırlanırken; Ruth ve Nadir Kır, Hasan Erol anlatımlarından, H. Can Yücel ve Kır ailesi kişisel arşivlerinden, Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikâyesi kitaplarından, Alpay Kabacalı’nın ‘Çağımızın Büyük Romancısı Yaşar Kemal’ adlı eserinden ve www.ekinlik.org adresinden yararlanılmıştır.

 

 

Son değişiklik Salı, 18 Temmuz 2017 17:01
Yorum yapmak için oturum açın