Perşembe, 02 Temmuz 2020 20:00

Marmara Adası’nda Turizmin Mihenk Taşı ‘Eşref Şefik Atabey’

Ögeyi değerlendirin
(5 oy)
Marmara Yalı Apart 2020 Marmara Yalı Apart 2020 H. Can Yücel arşivi

AP. Aydın Senatörü Osman Saim Sarıgöllü ve Eşref Şefik Gemlik vapurunda…AP. Aydın Senatörü Osman Saim Sarıgöllü ve Eşref Şefik Gemlik vapurunda…

Şehirden kaçarcasına geldiğim Ada’mda, geç saatte de olsa dingin ‘Aba’ sahilini arşınlamadan dönemem evime hiçbir zaman. Yorucu bir haftanın tüm hengâmesinden arındığım, poyraz rüzgârının serinlettiği bu kumsal, Marmara’nın gerdanına tutunmuş bir inci kolye gibidir adeta... Adımlarımla hışırdayan kumluk zemin ve parmak uçlarıma vuran ak köpüklü dalgaların sesleri işitilir sadece. Samanyolu’ndaki yıldızlar gibi tek tük sokak lambaları yanıyordur kıyı boyunca... Ada’yla vuslat olduğum bu uzun yürüyüşlerde cansız ışıksız bir ev çarpardı gözüme: Kıyıya paralel, beyaz badanalı yemyeşil bahçe içinde zakkumların süslediği unutulmuş tek katlı bir ev. Bu evin sahibi; adalıların gönlünde taht kuran uzun yıllar tüm sevenlerine İstanbul Radyosu’ndan seslenen Eşref Şefik’ten başkası değildir...

“1894 yılında İstanbul’da doğan, Osmanlı mebuslarından Şefik Bey'in oğlu Eşref Şefik Atabey, gazeteci ve radyo spikeri olarak ünlenmişti... Galatasaray ve İstanbul liselerinde okuduktan sonra eğitimine Fransa'da siyasi bilimler akademisine devam etmişti (1914). Bir süre Londra'da, Sevr Antlaşması'na muhalif oy veren tek Divan-ı Hümayun üyesi, amcası Rıza Paşa'nın yanında kalmıştı. I. Dünya Savaşı'nda Türkiye'ye geri dönerek gönüllü olarak Çanakkale Muharebesi’ne katılmıştı. İstanbul Radyosu kurucuları arasında yer almış ve İstanbul Radyosu'nun ilk anonsunu 6 Mayıs 1927’de bizzat kendisi yapmıştı. Radyoda genel sekreterlik ve spikerlik görevlerini icra etmiş, gazeteciliğe ise 1918'de ‘İleri Gazetesi’nde başlamıştı. Sırasıyla Tercüman, Son Saat, Milliyet, Cumhuriyet ve Akşam gazetelerinde muhabir, fıkra yazarı, spor yazarı ve sekreter olarak çalışmıştı. Bir süre Tan gazetesinin Orta Avrupa temsilciliğini yapmış, güreş ve boks karşılaşmalarını radyodan naklen anlatmasıyla ün kazamıştı. Güneş Spor’un kurucuları arasında yer almış, TRT radyolarında 60'lı yıllarda ‘Eşref Şefik ile Beş Dakika’ programını sunmuştu. Ayrıca yazarın: ‘Tarihi Türk Güreşleri’ ve ‘Baş Pehlivanların Baş Güreşleri’ adlı iki kitabı bulunmaktadır.”

Eşref Bey henüz 1950’lerin başında keşfetmişti Marmara Adası’nı... Billur gibi sularında amatörce tuttukları sinagrit ve mercan gibi balıklardan sebep her fırsatta adada alırdı soluğu. O tarihte salaş bir balıkçı kasabası görünümündeki Marmara: deniz kenarından tepelere dek bir birinin manzarasını kapatmayan ahşap evlerle bezeliydi. Ulu çınarların gölgelediği tahta iskemleli kahvehaneler ve tuzlu balık mağazalarından gayrı ortalıkta pek insan da görünmezdi hani. Balık avına çıkmayanlar ya mermer ocaklarında ter dökerdi ya da tepelere dek uzanan zeytinliklerde çalışırdı gün boyu.

Namı diğer Gogoli Mustafa (Bozkurt) Fatma Gökçümen ile birlikte.Namı diğer Gogoli Mustafa (Bozkurt) Fatma Gökçümen ile birlikte.

Marmara Adası turizm ve pansiyonculuk mefhumunun miladını Eşref Şefik’in kurulmasına ön ayak olduğu amatör balıkçılık kulübüne borçluydu şüphesiz. Kısa adı ADAK olan, Amatör Deniz Avcıları Kulübü, balık avı tutkunu birçok kimseyi Marmara Adası ile tanıştırmıştı. Eşref Şefik; kendine has üslubuyla radyoda anlattığı balık avı hikâyelerinde ve Et-Balık Kurumunun dergisine verdiği röportajda: Kapıdağı Yarımadası köyleri ve çevresindeki Marmara Adaları’nı amatör balık avcıları için bulunmaz bir nimet olarak nitelemişti... Her gidiş gelişinde eşraftan bir-iki kişiyle tanışıp dost oluyordu. Bunlardan biri de Gogoli lakaplı Mustafa Bozkurt’tu. Hafta sonları küçük gruplar halinde İstanbul’dan gelerek, yerel balıkçılardan kiraladıkları sandallar ile ada kıyılarında avlanıyorlardı. Bir gün Murat Kaptan’ın kahvesinde sabah kahvaltılarını yaptıkları esnada Mustafa Bozkurt ile tesadüf eseri tanışmışlardı. Eşref Şefik, kendilerine hizmet etmesini, yemeklerini hazırlamasını ve adaya geldiklerinde kalacak temiz birer yer ayarlamasını istemişti. Böylece Mustafa Bozkurt, evinin iki odasını hazırlayarak Ada'da bir tür pansiyonculuğa başlayan ilk isim oldu. Ve takip eden yıllarda Eşref Bey’in de ön ayak olmasıyla ‘Gogoli Palas’ adını taşıyan Marmara’nın ilk otelini hizmete açtı. Günümüzde bu otel binası, halen Bozkurt ailesi tarafından mesken olarak kullanılmaktadır. Hariçten adaya gelenlerin ‘misafir’ olarak görüldüğü Marmara’da, bu usul ilk başlarda ada yerlileri tarafından kınansa da daha sonraları birçokları evini benzer şekilde sezonluk kiraya vermeye başlayacaktı. Bu sayededir ki yabancısı oldukları turizm olgusuna kısa sürede adapte olmuş, ada ekonomisi yaklaşık 30 yıl sürecek yoğun turizm döneminin fitilini Marmara Bölgesi’ndeki birçok merkezden önce ateşlemişti.

Marmara Adası’nın 1920’lerden beri en önemli geçim kaynağı balıkçılıkken, akvaryum kadar berrak denizi, taze balık kaynayan insandan arınmış inci gibi koyları ile tatilcilerin ve amatör balık tutkunlarının gözdesi olmuştu. Özellikle yaz aylarında artan ziyaretçilerle ada bir anda yerli turistler için bir cazibe merkezi haline gelmişti. Denizcilik İşletmeleri’nin en güzel gemileri artan talebi karşılayabilmek için, haftada 3 gün yapılan seferleri özel tarifelerle desteklemek zorunda kalmıştı. Hatta işletme, babalar gemisi seferini icat ederek hafta sonu tatilini fırsata çeviren birçok yerli turisti Cuma akşamları adaya çekmeyi başarmıştı. Bir biri ardına otel, motel ve pansiyonların inşa edildiği bu salaş balıkçı köyü, ülke turizminin en canlı köşelerinden biri haline gelmişti. Kendine has bir müdavim kitlesi de yaratan Marmara Adası ve köyleri ilk başlarda İstanbullu yazar ve sanatçılara hitap ederken hızla gelişimini sürdürmüş, Cumhuriyet’in ilanından beri devletin deniz kültürünü aşılamaya yönelik girişimleri meyvelerini vermeye başlamıştı. Günümüzde de ada, orta sınıf memur ve işçi ailelerinin tercih ettiği nezih tatil beldelerinden biri konumundadır.

Denizin gökyüzüyle birleştiği bu sağır karanlıkta yürürken, Eşref Şefik’in de aynı hisleri duyumsadığını düşlüyorum... Balık avları bir şölen havasında gelip geçerken tutkunu olduğu adanın en güzide mevkiinde dostlarıyla gelip istediği kadar konaklayabileceği bir evi olsun istemişti şüphesiz. Uzun yıllar kapalı kalan evini 1956 yılında inşa etmişti Aba Koyu’na. Ekseri Tarık ve Selçuk Beylerle özellikle ilk ve sonbahar ayları adaya gelirlerdi. Evini emanet ettiği Arif Kılıç(Kör Arif)’a kullanması ve ihtiyaç duyduklarında onları balık meralarına götürmesi amacıyla Tarık Bey’le ortaklaşa Ayvansaray’da bir sandal bile yaptırmışlardı. Arif Kılıç nişan koyduğu tüm balık meralarına onları götürerek, rehberlik görevini layıkıyla yerine getirirdi. Bir seferinde Bico Hilmi (Kırık)’de aralarına katılmış, bereketli bir avın neşesiyle tüm günü Kılazak(Topağaç)’ta geçirerek kilolarca balıkla eve dönmüşlerdi.

Sol baştan: Alin Kocatepe, Baki Süha Ediboğlu. Sağ Baştan: Hasan Savran, Afife Ediboğlu diğer ‘Yosun’ müşterileri ile birlikte. Sol baştan: Alin Kocatepe, Baki Süha Ediboğlu. Sağ Baştan: Hasan Savran, Afife Ediboğlu diğer ‘Yosun’ müşterileri ile birlikte.

Eşref Şefik yaptığı radyo programlarının yanı sıra eş dost herkese Marmara Adasını anlatmış, bu sayede de topluma mal olmuş birçok ismin ada ile tanışmasına vesile olmuştu. İstanbul Radyosu’ndan mesai arkadaşı Baki Süha Ediboğlu ve eşi ses sanatçısı Afife Ediboğlu’nu 1958 yazında Marmara Adası’na davet etmişti. Galatasaray Spor Kulübünün şarpi ve pirat tipi yelkenlileriyle adaya gelen eski milli futbolcu; namı diğer ‘Ayı Burhan’ Burhanettin Atak da, Eşref Bey sayesinde ada müdavimi olacak, ilerleyen yıllarda adanın en gözde oteli Yosun’u inşa ederek turizmde adeta sıçrama yapılmasına vesile olacaktı. Galatasaray’ın bazı pilav günlerini dahi bu otelin lokantasında yapıldığı halen anlatılmaktadır... Tarihçi Feridun Fazıl Tülbentçi de yeni yeni adı duyulmaya başlayan Marmara’ya 1950’lerin başında gelenlerdendi. Mehtaplı gecelerde Afife hanımın sanat müziği eserlerinden örnekler seslendirmesi meşk dolu saatler geçirtirdi Yosun Otel sakinlerine...

86 yıllık ömrünün yaklaşık son 30 yılını gelişimine büyük katkısı olduğu Marmara Adası’nda geçirmişti duayen radyo spikeri. İlk başlarda arkadaşlarının dinlenebilmesi amacıyla inşa ettirdiği evinde daha sonraları ailesiyle birlikte vaktini geçiren Eşref Şefik, evini adanın en iyi ustası Halil Kırık’a yaptırmıştı. Arkasındaki bahçede Rum’lardan kalma tarihi bir taş duvar ve su kuyusu bulunuyordu. Daha sonra bitişiğindeki zeytinliği de satın alacaktı. Manolya, Arap Yasemini, Yasemin, Zakkum, Vişne, Erik, Ayva, İncir, Armut, Çam, Dut, Zeytin gibi ağaçları ve çeşit çeşit süs bitkileri bulunan bu ev adeta küçük bir botanik bahçesini andırıyordu. Öğle sıcaklarında ve özellikle akşam yemeklerinde arka bahçedeki kamelya ve barbeküde hazırladığı yemeklerle dostları hatta komşularına ziyafetler çekmiş, birlikte birbirinden güzel anılar biriktirmişlerdi.

Her zaman şık giyimli, başından eksik etmediği kasketi, elinde püposuyla 7’den 77’ye adalılarla iyi ilişkiler kurmuştu. Çocukluk çağından beri tanıdığı Marmaralı Foto Muhabiri Hasan Savran’ın amatörce yazdığı şiir kitabına önsöz yazacak kadar da alçak gönüllü bir aydındı Eşref Şefik... Adalılar ve Hasan Savran hakkındaki düşüncelerine birlikte bir göz atalım;

“18 sene evvelki Marmara’yı şimdi nasıl anlatayım. Yerlilerinden üçte ikisi İstanbul’u görmemiş, görmek ihtiyacını da hiç duymuyorlardı. Marmara havası suyu ve tabiatının emsalsiz güzellikleri ile başka güzellikler aratma ihtiyacını Marmara’dan hiç kıpırdamayan insanlara duyurmamıştı. Marmaralılar kendi âlemleri içinde ve kendi tabiatları karşısında bir şehirlinin duygularına, arzularına yabancı gibiydiler. O zamanki Marmara’da bir şehirli uzunca kalınca apayrı bir âlemde yap yabancı hisler içinde kendini anlayacak bir göz, kendi dünyasından konuşacak bir insan aradığı sırada yedi yaşındaki küçük Hasan insanın bu yabancılık ve bu yalnızlık duygusunu anlamış gibi etrafında fır dönerdi.

Aradan on altı sene geçti. O küçücük Hasan, arada bir gelen şehirlilerin gözlerinden ve sözlerinden tanıdığı İstanbul’a ilk gelişinde kalabalık şehrin duygu hercümercine kapılmadan kendi yoluna koyuldu. Yazı ve sanat âlemine karşı duyduğu bir akışla Marmara’nın saf, temiz havası içinde biriktirdiği tahassüsleri şimdi resimler ve cümleler halinde neşretmektedir. Bu küçük kitap da küçük Hasan Savran’ın saf hislerinin bir nefeslik ifadesini teşkil eder. Eşref Şefik.”

Kara günlerin habercisi bir darbeyle örselenen ülkem gibi, ulu bir çınarın kızaran yapraklarını döktüğü o eylül sabahına altı gün kala kalbine yenik düşerek göçüp gitmişti Eşref Şefik. Naaşı vasiyeti üzerine Marmara Adası merkez mezarlığına defnedilecekti. Ada Turizmine ve tanıtımına yaptığı katkıların tezahürü olarak, Marmaralıların organize ettiği cenaze merasimi ise şu şekilde gerçekleşmişti;

Adanın turizmde öne çıkan iki yerleşimi Marmara merkez ve Çınarlı Köyü’nden kalabalık bir insan topluluğu ve onlarca balıkçı teknesinin oluşturduğu büyük bir konvoyla yola çıkılarak Tekirdağ vapur iskelesine gidilmiş, rıhtım boyunca dizilen askerlere durum izah edilerek cenaze teslim alınmış ve büyük bir sessizlik içinde adaya geri dönülmüştü. Marmara vapur iskelesinde ise daima destek verdiği Marmara Spor’lu amatör futbolcular tarafından karşılanmıştı. Yüzlerde ölümün verdiği hüzün, yüreklerde bıraktığı derin izleriyle hayatını vakfettiği sporcuların omuzlarında son yolculuğuna uğurlanmış, tutkunu olduğu adanın taşına toprağına karışmıştı Eşref Şefik Atabey...

Oğlu ve efsane kitap koleksiyoneri Şefik Atabey de aynı yazlık evde uzun yıllar ailesiyle birlikte konaklamış. Osmanlı İmparatorluğu tarihi ve coğrafyasına ilişkin yabancı dilde -çoğunluğu Avrupa dillerinde- yazılmış kitaplar ve belgeler konusunda en bilgili kişilerden biri olarak kabul edilmiştir. Şefik Atabey de 2010 yılında hayata gözlerini yummuş, tıpkı babası gibi o da Marmara Adası’na defnedilmiştir.

Atabey ailesine ait eve; uzun yıllar Arif Kılıç, Cafer Karadayı ve son olarak Gökhan Karadayı göz kulak olmuştu. Ancak bakımsız kalan ev, kurtarıcısını bekler bir vaziyette tabiatın yıkıcı koşullarına zar zor direnmekteydi. Eşref Bey’in kapı komşusu, bir başka Marmara sevdalısı olan Bozkurt İğdebeli’nin kızı, Ferda Hanım ve damadı Süha Şensoy tarafından satın alınarak aslına uygun olarak restore edilen tarihi ev, geçtiğimiz yaz sezonunda ‘Marmara Yalı Evi’ adıyla misafirlerine hizmet vermeye başladı.

Marmara Yalı Apart arka bahçesi. H. Can Yücel arşivi Marmara Yalı Apart arka bahçesi. H. Can Yücel arşivi
Eşref Şefik Evi-Marmara Yalı Apart 2020. H. Can Yücel arşivi Eşref Şefik Evi-Marmara Yalı Apart 2020. H. Can Yücel arşivi

Yalı Evi

‘Eşref Şefik Atabey Evi 1956’, Tadilat: Tahsin Kara imzalı isim levhası taşıyan bu turistik tesiste, apart şeklinde 3 daire bulunmaktadır. İlk daire Delfin: tek odalı, ikinci Zeytin: iki odalı, üçüncü daire de Zakkum: üç odalı olacak şekilde, her odada duş-tuvalet ve mutfak bulunmaktadır. Odaların tamamı denize bakar şekilde konumlanmış müstakil teraslı iyot kokusunu içinize çekebileceğiniz yeşillikler içindeki bu mütevazı tesis ve hemen bitişiğindeki plaj lokantası Hasan & Nurten Işık çifti tarafından işletilmektedir. Ada kültürü ve turizmine yaptıkları bu büyük katkıdan dolayı Ferda & Süha Şensoy çiftine ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu vesileyle Marmara Adası’na gönül veren Gazeteci-yazar, Duayen radyo spikeri Eşref Şefik Atabey’i sevgi ve rahmetle anıyoruz. Işıklar içinde olsun...


Kaynakça: Cafer Karadayı, Hasan Işık, Süha Şensoy, Hilmi Kırık, Ali Bozkurt, İsmail Mersin, Hakan Atak ve Zafer Savran anlatımları. Vikipedi özgür ansiklopedi, H. Can Yücel, Zafer Yalçınpınar, Nigarin (Sarıgöllü) Yurdakuler ve Zafer Savran arşivlerinden yararlanılmıştır. www.marmarayalievi.com

Son değişiklik Pazar, 05 Temmuz 2020 06:41
Yorum yapmak için oturum açın