Salgın için bir önceki yazıda, mart ortası, şubat ortası, ocak ortası gibi yorumlar yapmıştım. Hangisini alırsak alalım, diyelim beş ay önce, kimi çok önem verdiğimiz düşüncelerimiz vardı. Bizler, yani dünyanın geleceğini dert eden insanlar da bu düşünceleri hem önemsiyor, hem kendimize göre şiddetle savunuyor hem de yaşamımızda uygulamaya çaba gösteriyorduk.
Bunlardan birkaçını şimdi aklıma getirince içimin kıyıldığını itiraf etmeliyim.
Plastik kullanımı, naylon poşet kullanımı, tek kullanımlık eşyalar... Anımsıyorum, ülkemizde, poşet kullanımı için yapılan düzenleme bir süre en önemli gündem maddesi olmuştu. Ama en azından çoğumuz artık yanımızda bez torba taşımayı alışkanlık etmeye başlamıştık. Alışverişte poşet istemiyorduk. Böyle davranmayanları da çok kınıyorduk. Şimdi poşetlerle içli dışlılığımızı düşününce...
Yine hatırlıyorum, kimi beldelerde, tatil köylerinde vd su kullanımının “sebillerle” gerçekleşmesi için adımlar atıldığında çok sevinmiştik. Kendi şişelerimizle dolaşıyor, sebillerden su doldurup kullanıyorduk. Kimi tatil yerleri, bu değişimi tanıtımlarında artı özellik olarak kullanmaya bile başlamıştı. Şimdi bırakalım litrelik, mümkün olduğunca tek içimlik bardaklar olsun diye bakındığımızı düşününce...
Ya da su kullanımı için çocuklarımızı şöyle uyarıyorduk, bazen de onlar bizi: aman musluğu gereksiz açık tutma, suyla oynama, bulaşığı makinede yıka, makineyi de tam doldur... barajlarımızın doluluk raporlarını neredeyse şimdi salgın raporlarına olan ilgimiz gibi okuyorduk, şu andaki sosyal mesafe, maske vb uyarılar yerine kentlerimizde suyu dikkatli tüketme afişleri vardı vd.
Bu günlük kullanım alışkanlıklarımızdan daha pek çok örnek verebilirim. Ama sanırım bunlar bile yetmiştir.
Peki, beş ay önce ısrarla neyi savunuyorduk? Toplu taşıma geleceğimizdir, gerisi yıkımdır diyorduk. Şimdi becerebildiğimizce yürümeye, olmadı kendi özel aracımızla dolanmaya azami özen gösteriyoruz. Tabii bunun gerçekleşemediği pek çok yer de var, şimdilik o görüntülere gözlerimizi kapatıyoruz. Yollardaki taşıt doluluğu beş ay önceyi katlar halde. Şehirlerarası yollar da benzer görünümde.
Bu arada mesela İBB’nin kimi küçük adımları, bir süreliğine gemi geçiş ücretlerinin beş kuruşa indirilmesi, deniz taksileri, 5000 taksi vb uygulamaların dayandığı temellerin toplu taşıma değişiklikleri için yapılan anlama çabaları olduğunu düşünüyorum, çok da heyecanlanıyorum. Çünkü değişimi/geleceği anlama çabaları doğruya yakın çözümlere ulaştırabilir bizi. Ancak oluşan tepkilerden, kutuplaştırma alışkanlıklarımızdan hiç de böyle algılanamadığını görüyorum.
Bunları gözlemleyip düşünürken, bir yandan da salgının çıkış yeri olan Çin’de birkaç aylık karantina döneminde hava kirliliğinin azalmış olması, bunu gösteren uzay fotoğrafları bizi ne kadar sevindirmişti onu hatırlıyorum. Ozondaki yırtılmanın da bu aylarda telafi edilmiş olması artı bir kazanımdı.
Şimdi bocalıyorum, Çin’in uzay fotoğrafları hep o sevindiğimiz gibi kalacaksa, biz tek kullanımlık plastik vb materyali nereden sağlayacağız? Ya da özel otolarımızla 24 saat birlikte olacaksak, ozon tabakamız ne olacak?
Bunlara yanıtım yine yok. Ama biliyorum ki, düşünme ve konuşma, tartışma alışkanlıklarımızı kesinlikle gözden geçirerek işe başlamalıyız. Bir yanda, anlık tepkimizle şöyle, sonra başka bir yerde böyle konuşarak, hırpalayarak bu sorduğum konulardan hiçbirine yanıt veremeyiz. Ama vermenin dışında da hiçbir yol görülmüyor galiba.