Cuma, 04 Ocak 2019 14:23

Yemek Yemek Yemek

Ögeyi değerlendirin
(3 oy)

Geçenlerde, uzunca bir süredir kesin bir tedavi yolu bulunamayan bir hastalıktan muzdarip bir arkadaşımı, yattığı hastanede ziyarete gittim. Bir bağırsak sorunu var. Ameliyatla mı, antibiyotikle mi tedavi edilmesi gerektiğine bir türlü karar verilemediğinden ve de ilaç denemesiyle geçen bu süreçte midenin boş tutulması şart olduğundan, tam bir aydır serumla besleniyor. Yani ağzından, bir takım sıvıların dışında tek bir lokma bile geçmiyor.

Hiç böyle bir durumda kaldınız mı? Canınız bir şey çekmediğinden değil, yememeniz gerektiğinden yememek zorunda kaldınız mı? Tahayyül edin. Diyet falan değil... Mecburiyet. Berbat bir duygu olmalı.

Güçsüzleşmiş ama bitap düşmüş değil. Sonuçta beden besinini alıyor. Öyle ki yatağa yapışmış değil. Serum elinde dolanıyor. Sinirleri gergin tabii... Kitap falan okuyamıyor. Konsantrasyonu yerinde değil. Nasıl geçecek zaman? Mecbur; televizyon izliyor. “Daha önce hiç dikkat etmemiştim” diyor “ne çok yiyecek reklâmı ve ne çok yemek programı varmış yahu... Allah kahretsin hangi kanalı çevirsem yemek pişiriliyor.” Sonra yutkunarak devam ediyor “Sucuklar, peynirler, pastırmalar, makarnalar, pizzalar, çikolatalar, pastalar... Sonu gelmiyor ki.”

Düşünüyorum; siz hiç karnınız çok açken bir tavanın orta yerine löp diye düşüp, cızırdamaya başlayan bir yumurtayı izlediniz mi? “Aah ah” diye gözlerini yumup; “Şimdi şöyle bol salçalı, tereyağlı bir İskender kebap ya da bol kızarmış patatesle köfte için neler vermezdim... Ya da kaşar peyniriyle simit” diyor arkadaşım. Sonra hemen kendini toparlayıp “Hadi benim bu açlığımın bir gün bitme ihtimali var. Ya çoluk çocuk bir tencere sade suya çorbaya ekmek banarak doymak zorunda olanlar, böyle programları görünce ne yapsın?” diye bitiriyor.

Etler, balıklar, bıldırcınlar, karidesler, ıstakozlar, havyarlar, avokadolar, kuşkonmazlar, ananaslar... Hayatları boyunca tadını öğrenemeyecekleri bir dolu ekstra pahalı yiyecek. Ve bir dolu israf, israf... Sözde o ziyan olan yiyecekleri hayvanlara veriyorlarmış. İnanmıyorum. İspat etsinler.

Konuyu bitiriyor gibi oluyoruz ama kısa bir süre sonra dönüp dolaşıp yine yemek programlarına takılıyoruz. Ben onu büsbütün tahrik etmemek için işin yemek bölümünü fazla kurcalamadan, program formatlarını konu etmeye çalışıyorum. Çalıştıkça da ne kadar çok sinir olduğum şeyler olduğunu fark ediyorum ve gerçekten sinirleniyorum.

Genel olarak hepimiz de seviyoruz yemek programlarını. Ama o uzman yemekçiler ille de böylesine itici olmak zorundalar mı? Ben hepimizin iyi tanıdığı Vedat Milor’un öyle kıtlıktan çıkmış gibi tıkınmasına bile sinir oluyordum vaktinde. Uzun bir süre ‘Yemekteyiz’ programına katılanların ukalalıklarına katlanmak zorunda kalmıştık, şimdi de bu ‘Master Chef’ meselesi çıktı. Ve de tabii sinir yarışmacılar, sinir şefler filan... Programın formatı gereği içlerinden biri, bilinen kötü polis numarasını yapıyor deniyor. Alıştık, ters gelen her şeye ‘format’ kılıfı uydurmaya. Nihayet sonuçlandı geçen gün. Yakında yeni bir grup gelir. Neye göre seçiliyorlar acaba, öğrenme heveslerinin derecesine mi, sinirlendirilince ne kadar çabuk parladıklarına mı?

24 saat yemek yapılan yabancı kanallardan birinde de var bu yarışma. Çok tutuluyor, ben de seviyorum valla, hem yarışmacılar hem şefler öyle düzeyli ki... Ay oradan da Amerikancadan adapte edilmiş niceleri gibi bir dolu “topraksı, dumansı, kremsi” gibi yeni yeni uyduruk kelimeler bulaşıyor sözlüğümüze farkında mısınız? Bir de “umami” var, çok önemli... Tatlı, ekşi tuzlu, acı dışında, tarifi olmayan tat anlamında... Neyse... Orada da oluyor çekişmeler, tartışmalar ama bağrışmaya bile varmıyor. Bizde öyle mi? Neredeyse kafa göz yaracaklar. Ne kadar kavga, o kadar reyting. Kimi yarışmacılar manyak ötesi... Nitekim biri akıl hastanelik oldu. Nasıl bir üşütük olduğu en baştan belli değil miydi? Özellikle seçildi. Başka bir yemek programından kovuldu, bu programa alındı. Adam neredeyse Survivor’a aday oluyordu. Neden? Çünkü biz ülkecek kavgayı severiz. Sokaktan kavgaya benzer sesler yükselse pencereye koşarız, bir çekirdek çitlememiz eksik izlerken...

Kimi şefler ise agresif ötesi... Bi dövmedikleri eksik yarışmacıları. Ne oluyor yahu? Savaş hemşiresi mi yetiştiriliyor? Hani bombalar altında, kol bacak kopma olayları karşısında soğukkanlılığını kaybetmesin diye, stres altında çalışma eğitimi veriyormuş gibi... İnsan herhalde binlerce kişiye yemek hazırlanan bir mutfakta, zamanla yarışarak, malzemeyi denkleştirerek, iş kazalarıyla başa çıkarak çalışmak zorunda kalırsa gerilir. Ama tepesine dikilip bar bar bağırarak hakaretler yağdıran biri karşısında gerildiği kadar değil. Kimi, bir şeyi on kez tekrarlıyor. Küfüre yakın hakaretler ediyor. İkide bir “Anladın mı?” diyor. Yok, anlamadı. Herkes salak. Sözde daha kibar olmak için “Anlatabildim mi?” diyor bazen... Ama on kere. Zaten konuşurken boyuna laf arasına bu sözlerin sıkıştırılmasından nefret ederim... Fena takmışım değil mi? Eminim birçok insan takmıştır. Nasıl tahammül ediyor yarışanlar bilmem. “Bu dağları ben yarattım” der gibi dikiliyor zaten orta yerde.

Eski programlardan birinde, bir gün şefin biri, yarışmacılardan birinin eline bi vurmuştu ki, tahta kaşıkla yemeği tatmaya kalktı diye, kaşıktaki yemekler üzerlerine sıçramıştı valla. Birkaç yıl önceki hikaye, bu yeniler duyup da alınmasınlar... Aklımdan çıkmamış işte bak. Sonra da pişmiş yemeği tutup lavaboya dökmüştü. Densiz. Şimdi o lavaboya dökülenleri toplayıp hayvanlara mı veriyorlar yani? Ya da kesimini beğenmeyip çöpe attıkları, patatesleri, soğanları, maydanozları, kabakları...?

Herkes sinir oluyor ama izliyor... benim gibi. Böylece reyting rekorları kırılıyor. İşte... Genel ülke durumu; sonuca ulaşmak için her yol mubahtır. Çok mu terslendim? Ay... affedin ne olur.

 

02 840x

 
Son değişiklik Cuma, 04 Ocak 2019 18:39
Yorum yapmak için oturum açın