İstanbul ve Adalar’da temmuz alışılmamış hava koşullarında seyretti. Şimşek, yıldırım ve aşırı yağmur yaşamı olumsuz etkiledi.
14 Temmuz Cumartesi de, o günlerden biriydi. Yağmur, şiddetli rüzgarla birlikte öyle bir indirdi ki, merdivenli yokuşlar küçük şelalelere dönüştü.
Tam da o gün, yağmurun şiddetini azalttığı bir sırada Büyükada Kadıyoran yokuşundan yangın haberi geldi. Kadıyoran’ın güzelim ahşap konaklarından Faik Paşa Köşkü (diğer adıyla İpar Köşkü) elektrik kontağı nedeniyle çatı kısmından alev almış, yangın itfaiyenin hızlı müdahalesi ile büyümeden söndürülmüştü.
Yangının tanıklarından biri Büyükada sahilinde Belediye Gazinosu’nun uzun yıllar işletmeciliğini yapmış olan İlyas Güler idi.
1936 doğumlu İlyas Bey, 1953 yılında, daha 17 yaşında iken tek başına Büyükada’ya gelmiş, birkaç yıl inşaatlarda çalışmış, sonra da Belediye Gazinosu’nda garson olarak mesleğe adımını atmıştı.
İş güç sahibi olduktan sonra da uzun süre kiracı olarak oturduğu Kadıyoran’daki evi satın almış, birkaç yıl önce emekli olup gazinoyu devretmiş, adanın keyfini çıkarıyordu kendi deyimiyle.
O gün de, balkondaydı.
“Yağmur biraz durulmuştu, etrafa bakıyordum, birden peşpeşe patlamalar duydum. Tam karşımdaki köşkten kıvılcımlar saçıldı ve ardından ahşap ön cephe tutuştu. Hemen itfaiyeye haber verdim, 10 dakikayı bulmadı, müdahale ettiler ve büyümeden söndürdüler. Geç kalınsaydı, hele bir de gece olsaydı bütün mahalle yanardı, ucuz kurtulduk” diye anlattı bize o dakikaları.
Faik Paşa Köşkü, Kadıyoran’dan Yeni Yol Yaver Bey Sokağa kadar inen, yeşillikler içindeki bir arazide tek katlı cephesi Kadıyoran’a, girişi ise Löküncü Sokağa bakan binaydı. Bahçede iki bina daha vardı.
Köşkü Sultan II. Abdülhamit’in imrahoru olan Mehmet Faik Paşa yaptırmıştı. Faik Paşa’nın kızı Emine Tevhide Hanım, Atatürk döneminin ünlü müteahhitlerinden ve Türkiye’nin ilk şeker fabrikalarının kurucularından Mehmet Hayri İpar ile evlenecek, köşk de Atatürk döneminden başlayan ve 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında adlarından çok söz ettiren İparların Büyükada’daki yazlık köşkü olacaktı.
Sanatçı Ayla Algan’ın annesi Nevzat Kasman’ın Semiha Akpınar’ın Adalı yayınlarından çıkan “Büyükada: Bir Ada Öyküsü” kitabında yer verilen anılarında köşkten ve Hayri beyin sosyetede güzelliğiyle dillere düşmüş kızı Şaziye hanımdan da söz ediliyor:
“Ada’da Nizam’da Türkoğlu Caddesi’nde ormana ve Âşıklar Yolu’na yakın Şekerci Hayri Beylerin (İpar) evi civarında çamlar içinde bir evde oturuyorduk. Hayri Bey’in büyük kızı Şaziye ile arkadaştım. Şaziye’nin bir atı vardı, ona binerdik.”
Ama İparların Büyükada’da yaz günleri uzun sürmeyecek, Mehmet Hayri Bey, 1931 yılında eski İstanbul şehreminlerinden Cemil Topuzlu Paşa’ya ait Çiftehavuzlar’daki muhteşem köşkü satın alacak ve Büyükada’daki köşk gözden düşecekti. Ailenin yaklaşmakta olan Dünya Savaşı nedeniyle korkuya kapılıp Türkiye’yi terketmesi ve ABD’nin Kaliforniya eyaletine yerleşmesi, Büyükada’daki köşkün iyice terkedilmesini de beraberinde getirmişti.
Ama 2. Dünya Savaşı günlerinde bir başka şey oldu ve Köşk, arazisindeki diğer yapılarla birlikte Büyükada’nın ünlü Karavela Gazinosu’na dönüştü.
İşletmecileri hakkında çok fazla fikir sahibi olamadığımız gazino, 1950’li yıllalara kadar yazları açık kaldı, çok sayıda Adalı ve İstanbulluyu ağırladı. Hafta sonları, Kadıyoran yokuşunda gazino önünde uzun fayton kuyrukları oluştuğunu anlatıyor, bölgenin eski sakinleri.
Karavela Gazinosu laterna geceleriyle ün yapmıştı. Dans partilerinin müdavimleri, Ada sosyetesinin önde gelenleri olmalıydı.
Mahalleli, dans pistinin, bahçesi ot ve sarmaşıklar bürümüş köşk arazisi içinde halen durmakta olduğunu söylüyor. Lokanta olarak kullanılan bina ise yıkılmış.
Son sözü İlyas Beye bırakalım:
“Karavela gazinosu günleri cadde çok canlıydı. Gazinonun lokantası çok iyiydi. Hafta sonlarında laterna çalar, dans edilirdi. Kadıyoran adanın üst tabakasının oturduğu bir yerdi. Yaz günleri serin olurdu. Şimdi burası (iskele) yanıyor ama yukarısı eser. Nezih bir mahalleydi. Cadde boyunca eski Rum ailelerinin evleri, konakları vardı.
6-7 Eylül olayları sonun başlangıcı oldu. Çarşıdaki tüm Rum dükkanları darma duman edildi. Adanın yüzü soldu. Gazino da kapandı... O gün bugündür sahipleri de gelmiyor. Evler bakımsızlıktan içler acısı halde. Aynı durum, sahipleri köklü Rum aileler olan mahallenin diğer evleri için de geçerli. Yazık oldu...”
Kadıyoran (Hristos Yolu)
Hristos Mahallesi 19. yüzyılın ortalarına doğru Karanfil Mahallesi’nin batı yamaçlarında kurulmaya başladı ve manastıra giden yol boyunca gelişti.
Sicillerde“Hristos mıntıkası” olarak tarif edilmektedir. İsa Tepesi’ne giden bugünkü “Kadıyoran Yokuşu” o zamanlar “Hristos Yolu” olarak bilinmekteydi. Osmanlı belgelerinde ise “Hristos Manastırı Caddesi” olarak geçer. Önceki bölümlerde Aya Yani Mezarlığı’ndan, Macar’ın arka tarafındaki bölgelerden, “Dere”den ve çayırlardan, tepelerin yamaçlarını kaplayan bağ ve bahçelerden söz ettik. Hristos Manastırı’na ait oldukları eski senet ve fermanlarla belgelenmiş bu sahalardan bir kısmının, zaman içinde nasıl el değiştirdiğini de gördük. O günlerde bazı kurnaz, becerikli ve açıkgöz kişiler, Manastır’a ait bu mülkleri kendi zimmetlerine geçirerek satmayı başardılar. Satışların çoğunu kendi dostlarına yaptılar. 1880’li yıllarda bu bölgedeki kırk üç mülkten kırkı Rumlara, biri Pascal Pigmalion adında bir Katolik’e, biri bir Ermeni’ye, biri de Selahattin Bey adında bir Türk’e aitti. Esasen zabıtlarda suistimallerin çoğunun kilise yönetim kurulu üyeleri ile kâhyaların marifeti olduğu aşikârdır. E. Tandalidis ironik bir ifadeyle, Rum cemaatinin mülk ve vakıflarını idare edenlerin “kamu lehindeki üstün gayretleri sayesinde, Hristos bölgesinde türeyen yeni evler ta manastıra kadar dayandı” demektedir. O kadar ki, Manastır’ın Başrahibi 1876’da, “Evlerin manastıra çok yaklaşması ve şikâyetlerin artmasından ötürü manastır avlusuna bundan böyle “ölü gömülmemesini” ısrarla istemişti.
19. yüzyılın başlarında, bu yamaçlarda Manastır’a ait bağlardan başka, Hacı Anesti Frangopulos’un bağları ile Sotiri Pashopulos’un bağı vardı. 1850’ye geldiğimizde ise Konstandinos Sivri’nin, Fotiadis’in, Yani Popoviç’in, Eleni Andoniu’nun bağları ile daha bir çok küçük bağ ve bostanın mevcudiyetini biliyoruz.
Manastıra giden ana yol Giacomo Caddesi kavşağından, Agopyan’la Mangos’un konaklarının arasından başlar, ta ilk çam ağacına kadar uzanırdı. “Yeni Yol” ya da “Yaver Sokak” henüz açılmamıştı. Bu yol boyunca solda Karanfil’e bakan yamaçlar, sağda ise Giacomo Mahallesi’nin arka evleri vardı.
Akillas Millas, Büyükada (Ada-i Kebir, Prinkipo) - Adalı Yayınları