Ali CoşkunerAda sahillerinin değişimi 1980’den sonra oldu. ‘83-84’lerde kumsallar doldurulmaya başlandı. Şimdi, kumsal kalmadı.
Ada sahillerinin değişimi 1980’den sonra oldu. ‘83-84’lerde kumsallar doldurulmaya başlandı. Şimdi, kumsal kalmadı.
Öncelikle kumsallar, denizin akciğeridir. Bir lodos eser, denizde ne kadar varsa atık -hem kendi atığı yosun vb. hem de insan atıklarını atar kıyıya. Deniz, böylelikle nefes alır. Dolgu alanlarıyla artık deniz nefes alamıyor, nefes yerleri kalmadı!
Marmara nefes alamıyor. Şimdi artık her yeri doldurdular, Büyükçekmece’den Tuzla’ya kadar kumsalımız yok. Birkaç cep bırakmışlar, millet denize girsin diye; Yeşilköy’ün oralarda, Caddebostan’da falan ama yetersiz tabi…
Ben sandalla, avlanıyordum önceleri. Şimdi balıkçılar, büyüdü. Hem deniz kirliliği korkunç artmaya başladı, hem deniz dolgularından, sahil dolgularından, denizin akciğerleri yok edildi. Bir de büyük gırgır tekneleri, büyük trol tekneleri var… Gırgırlar için, 90 kulaç derinliğe müsaade verilmiş, fakat 2012 senesine kadar, 6 kulaca kadar çevirme, mola etme izinleri vardı. 6 kulaç dediğiniz 10 metre. Sonra da 10 kulaç, 18 metreye kadar… 2012’de de lütfen, avlanmayı 24 metreye çıkardılar.
… Dünya buna bir standart koymuş, ne demiş? 50 metreden daha sığ suya girme. Niye? Dibi tarıyorsun, dibi öldürüyorsun diye. Balık tutmaktan değişik şeyler yapıyorsun! Balık tut, sana balık tutma diyen yok. Ama dibi öldürüyorsun. Dipteki yaşamı, yumurtayı, yavruyu…
Türkiye’de 15.000 tane ruhsatlı tekne var bugün… 15.000 tekneden 350 tanesi gırgır. 350 tane gırgır, bütün balığın, avlanan bütün balığın, %90’ını oluşturuyor (Devlet İstatistik Enstitüsü’nün resmi raporları). Yani 300-350 tekneden geri kalan 14.650 tane kayık da, %10 avlanma oranını oluşturuyor.
Bu gırgırcılar -gırgırcı köy balıkçısı-, kıyı balıkçısını bitirdi. Ağ atamaz olduk. Niye? Gelip çeviriyorlar gırgırla, o gırgır ağını da alıp götürüyor. Sabah olduğunda ağını da bulamıyorsun.
Bunlar, kendilerine ‘Endüstriyel Balıkçı’ diye bir isim koymuşlar. Ne endüstrisi ya, endüstriyel dediğin, adam gidiyor okyanusa 3 ay denizde kalıyor, işliyor o balığı, sonra dönüyor, satıyor halka. Sen ne yapıyorsun? Buzluyorsun balığı. Endüstriyel bu mu oluyor?
2012’de bir yasak kondu güzel. Heybeliada-Büyükada arası, Burgaz-Kınalıada arası küçük, dar bir yer. Kamunun, boru hatlarını, elektrik hatlarını filan korumak amacıyla konuldu yasak, balıkçılık için değil!
Çok güzel bir şey dedik. Yetersiz ama güzel dedik, en azından, balıkçılık için. Eee faydalarını da gördük. Görmedik değil, ancak nereye kadar? Denetim sıfırlanana kadar.
Yasağı deliyorlar değil, yasak diye bir şey yok aslında artık. Kâğıt üzerinde sadece! Hele son geçtiğimiz kış, cirit atıyorlardı cirit. Troller cirit atıyor, gırgırlar, biraz sis olsun, tipi yağsın, biraz lodos olsun, biraz poyraz sertleşsin hemen o yasak alanlara yayılıp avlanmaya devam ediyorlar. Yasağı koyduğun zaman denetleyeceksin. Mesela şu adaya bir tane Tarım İl Müdürlüğü, bir tane bot istedik. 4 senedir bot verecekler.
O Ekim-Kasım ayında Boğaz’dan çıkmayan balık, o aydan sonra çıkar, direkt Adalar’a gelir. Tuzla’ya kadar, buralara gelir. Bütün gırgırcılar da, 80-100 tane, o Sarıyer, Beykoz, Boğaz’daki bütün gırgırcılar da, bizim buraya gelirler, başka bir yere gitmezler.
Eylül-Ekim aylarında havalar iyidir bilirsiniz. Fırtına olmaz, sis olmaz. O aylarda giremiyorlar kaçak olarak. Dolayısıyla, o mevsimde çok çok iyi oltacılar olsun, ağcılar olsun balık avlayabiliyor. Ancak Kasım’a girdikten sonra, havalar sular soğuyunca balık derine gidiyor, derine gidince, havalar da bozuyor işte dediğim gibi, lodosu başlıyor, poyrazı başlıyor, onlar biliyorlar zaten.
Adalar çok önemli bir yer, buraya bir tane denetim botu koyun; buraya bir tane koyduğun zaman, trolün ana merkezi burası zaten. Sivriada, işte bizim Sedefadası’na kadar. Buraya bir tane koyduğun zaman, burada trolü kesersin, kaçak gırgırcıyı kesersin, yasak yerde avlanmayı kesersin. Bunu bir türlü başaramadık, yani bu yasağın faydası 1-2 ay oluyor ancak.
60 tane balıkçı kayığı var limanda, balıkçı teknesi. Bunların hepsi, işte en büyüğü, 10 metre. Fakat şöyle söyleyeyim, bunların 15 tanesi, balıkçılığa, balığa gidebilir. Niye? Balık yok. Olmayan bir şeyi avlayıp da geçinmenin şansı yok.
İstanbul Balıkhanesi’nde Adalar’ın balığı gitmeden önce mezat başlamazmış. Çünkü en güzel, en kalite balıklar, buradan gidecek ki onun için fiyatlar düşecek, kimse gitmezmiş pey vurmaya balıkhaneye.
Burada adalarda tutulan balıklar, ancak işte restorana yetiyor. Ben iki kilo tekir tutuyorum, restorana veriyorum veyahut birisi, işte, bir tane kalkan tutuyor, restorana veriyor. Yani balıkhaneye gidebilecek bir balık yok. Bitti balık. Sadece göç balıkları kaldı. Lüfer gelecek, arkasından onun yavrusu çinakop gelecek, arkasından bir istavrit gelecek, bunları avlayıp geçinilecek. Bunları da gırgırlar toplayıp götürüyor, buradaki balıkçıya bir şey kalmıyor.
Dolayısıyla Marmara Denizi’ne gırgırın girmesini yasaklamak lazım...
Avrupa Birliği 50 metre demiş, ona da eyvallah ama burası bir iç denizdir. Avrupa Birliği dediğiniz işte İngiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın da koskoca Akdeniz, koskoca Atlas Okyanusu, Manş Denizi, buralarda çalışıyorlar. Buralara girme, çünkü burası bir iç deniz.
Bizde genellikle, dip uzatma ağları var. Bir de voley ağları var… Yani yükseklikleri 1,5 metre, 2 metreyi geçmez. Hep dip ağı kullanıyoruz. Çoğunluğu oltacıdır zaten. Ağ kullanmaz, ağlar da şimdi o kadar para ki…
Burada 90 kulaç verdiğiniz adam, yani 90 kulaç 150 metre 160 metre derinlik yapıyor, siz burada 24 metredeki şimdi 24 metre deniyor ki onlar giriyor 10 metreye de giriyor, dediğim gibi sis olduğu zaman da, ağı takıyor. Bizim burada doğal resiflerimiz var, devamlı hayvanın orada saklandığı, gizlendiği, yumurtladığı. İşte o mercanlar vardı o zamanlar, bir zamanlar adam boyu mercanların yaşadığı yerler. Burayı sarıyor, burayı sardığı zaman, takıyor. Takıyor ağını, zorluyor, makinası büyük, kopartıyor. Koskoca kalın 24’lük 30’luk halatları, çelik halatları kopartıyor ve ağlar seriliyor yere. O ağ onun üzerine sarıldığı zaman ondan sonra takmıyorlar. Niye, taşlar kapanmış oluyor, ondan sonra gelenler rahat rahat sarıyor. Ama taşta hayat kalmıyor, taş bitti. O resifler bitti, öldü.
Lüferin, şimdi 20 cm en son koydular boyut olarak 2012’de 20 cm’den ufağı yasaktır diye. İnanmazsınız, bu sene 20 cm ben görmedim. 15 cm’den büyük balık görmedim ben. Piyasada satılanları gırgırlar tuttu. 12-13 cm tonlarla balık tuttular. Tonlarla sattılar. Bu konu ile ilgili kampanyalar düzenleniyor ama bizim insanımız maalesef, ucuz olsun, benim olsun diyor ve bu bilinçlendirme kampanyalarına pek uymuyor. Yani Avrupa, Dünya bunu halletmiş, yani biz niye yok olduk yok edildik? Bakın bu lüfer 50 liraya niye satılıyor? O lüfer 5 liraya da satılsa, halk da yese. Lüfer 5 liraya satılır eğer o çinakop yakalanmasa şeklinde duyurular yapabilirseniz. Biz sesimizi de yeterince duyuramıyoruz.
38 kooperatifin 35 tanesi kıyı balıkçısı kooperatifidir. Bizim gibi bir tane gırgır, trol yoktur içlerinde. Üç tane kooperatif, Sarıyer Kooperatifi, Beykoz Kooperatifi, bunların üç kişi önermişler: “24 metre çok, bu 18’e insin” demişler. Onlar da böyle yazmışlar, sunmuşlar. Şimdi istişare toplantılarında bunu savunacaklarmış.
Denize kıyısı olan her yerde, bu bir meslektir. Bundan geçim sağlanır, bundan ev, çoluk çocuk beslenilir. Bundan ev geçindirilir, ev yapılır. Ama şimdi yok. Şimdi dediğim gibi, artık emekli işi olmuş. Niye? Bitti, yok bir şey.
Dediğim gibi balıkçılığı bırakıp da karaya çıkma şansı olamaz kimsenin, çok büyük paralar kazananlar dışında. Zamanında tonlarla tutmuşlar torik balığını. Resimleri var, biz görmedik. Burada da anlatırlardı, bahçelere atarlarmış. Kumkapı’dan döküldüğü çok biliniyor.
Tarımda çalışanlara devlet bir sigorta çıkarttı. Şimdi balıkçılar da, bundan yararlanıp kendi primlerini kendileri ödüyorlar. Ama bu tayfaların, dediğim gibi, onlar gırgır reisleri veyahut da büyük tekne, trol sahibi de olabilir, yani yanında böyle, 5-6 kişi 10 kişi çalıştıran insanlar, normal sigorta yaptırıyor. Ama tekne sahipleri direkt tarımsal sigorta, tarımsal Bağ-Kur yaparak kendileri prim ödeyebilir ama bunu, yapma şansları da çok zor. Yani biliyorsunuz, şahıs, şimdi bireysel emeklilik kaç kişi prim yatırır, ver bana seni emekli edeceğim diye? Bunu ancak bir ay öder, bir ay ödeyemez. Yani yürümeyecek bir şey esasında.
Bülent Ali Coşkuner - Büyükada Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı
Marmara'da Hayat Var Şimdilik - 2 sergisi kapsamında yapılan sözlü tarih çalışmasından derlenmiştir
Sözlü Tarih: Bülent Özden