Pazartesi, 01 Ağustos 2016 12:28

Gülay Kayaoğlu: “Kamptan sonra ben kendimi başkalarının yerine koymayı öğrendim.”

Ögeyi değerlendirin
(0 oy)
Gülay, Burgaz sahillerinde Gülay, Burgaz sahillerinde Söyleşi ve fotoğraf: Semra Askeri Uzuner

Nazım Hikmet Ailesi (temsilen Gündüz Vassaf), Kartal Belediyesi, Adalar Vakfı ve Adalar Kent Konseyi ortaklığı ile Büyükada Ada-Kartal Tesisleri’nde düzenlenen; Türkiye’nin dört bir yanında gelen 55 çocuk, 2. Nazım Hikmet Büyükada Yaz Kampı’nda buluşup, 20 Haziran-2 Temmuz 2016 tarihleri arasında 12 günlük kamp yaptılar. Kampın kapanışıyla birlikte katılım sertifikalarını ve onlara hediye edilen üç yazarın ‘Nazım’ adlı kitaplarını alıp, evlerine döndüler.

Kampçılar bu süre içinde, rekabetsiz bir ortamda Nazım Hikmet ve Dünya Şiir Antolojisi’nden seçilen dünya şairlerinin eserleriyle tanıştılar, okudukları üzerine düşünce geliştirme ve yazma becerilerini geliştirecek atölyelere katıldılar, tartıştılar ve öğrendiklerini müzik, resim ve drama ile harmanladılar.

Nazım Hikmet Büyükada Yaz Kampı’na Burgazada’dan katılan Gülay Kayaoğlu ile kampın ardından konuştuk.

Önce seni tanımak isteriz.

Adım Gülay Kayaoğlu, Burgazadalıyım, Büyükada 125. Yıl Atatürk Ortaokulu’na gidiyorum. 7. sınıfa geçtim.

Nazım Hikmet Büyükada Yaz Kampı’na katıldın. Bu yıl ikincisi gerçekleştirildi bu kampın, sen bilerek mi duyarak mı katıldın bu kampa? Nasıl karar verdin?

Kampı biliyorum. Geçen yıl bizim okulda ilki gerçekleştirildi. Ben de katıldım hoşuma gitti kamp ve etkinlikleri. Bir de bu yıl düzenlenen kampta geçen yılki öğretmenlerim Çiğdem, Nergis ve Kübra öğretmenlerimin de olacağını duyunca katılmaya karar verdim.

Gülay, kampı ilk gününden itibaren bize anlatır mısın?

İlk gün önce odalarımıza yerleştik, öğretmenlerimizle tanıştık, kamp ve kampın yaşam kuralları anlatıldı bize. Sonra neyi nasıl yapmamız gerektiği konusunda bilgilendirme yapıldı ve kampı gezdirdiler. Kamp alanı epey büyük bir alandı, orayı tanıttılar.

Kamp programı nasıldı, zorlandın mı?

Severek yaptım her şeyi, program yorucu değildi, öğreticiydi.

Sabah sekizde kalkıyorduk. Kahvaltı ile başlıyorduk güne. Saat 09.30’da kahvaltı bittikten sonra yoga vardı. Sonra da derslere başlıyorduk 09.45’de. Saat 15.00’ten sonra serbest zamandı havuza ve denize giriyorduk. 18.00’den sonrası da serbestti ama havuz ve deniz yoktu. O zamanlar atölyeler oluyordu.

Hangi atölyelere katıldın?

Ben hepsine katıldım. En çok geri dönüşüm atölyesini sevdim. O atölyede bize bir müzik dinlettiler. Bu müziğin çağrıştırdığı şeyi biz atık malzemelerle yaptık.

Kampta sadece adalı öğrenciler mi vardı?

Hayır, Türkiye’nin pek çok yerinden öğrenciler vardı. En çok Kartal’dan gelenler vardı. Adalar’dan 11 kişi katıldı. Burgaz ve Büyükada’dan katılım oldu. Burgaz’dan bir tek ben vardım.

Kampın adı Nazım Hikmet Yaz Kampı’ydı. Kamptan sonra sana Nazım Hikmet desem, bize ne anlatabilirsin onunla ilgili?

Şiirleri ve yaşamı ile ilgili bilgi edindim. Moskova’daki yaşamı ve şiirlerinin anlamı hakkında onu anlatabilirim. Bir de onunla ilgili bir çizgi film izledik, adı “Sevdalı Bulut”. Bu çizgi filmin tasarımını kendisi yapmış. Kuklayla anlatılan bir filmdi. Filmden sonra onun yerine kendimizi koymaya çalıştık.

Peki, sen kendini onun yerine koymaya çalıştığında ne hissettin? Nazım olmak nasıldı, neler düşündürttü sana?

Bende umutsuzluk uyandırdı. Çünkü bir tane oyun vardı. Orada birisi çemberin içinde kalıyordu, o çıkmaya çalıştıkça diğerleri yan yana gelip çemberi kapatıyordu. Orada mesela umutsuzluk ve mutsuzluk hissettim. Nazım Hikmet adına, yani o hep çemberin içinde tutulmaya çalışılmış. Kendim için böyle bir şey hissetmedim, olacağını da sanmıyorum.

Kamp ne zaman kapandı?

1 Temmuz’da.  Kapanışta bolca fotoğraf çekildik. Bir masal anlatıcısı geldi, masal anlattı bize. Akşamında dondurma dağıtıldı. Ertesi gün bütün gün havuza denize girdik ve sonrasında herkes evine gitti.

Gülay, kamptan sonra sende bir farkındalık oluştu mu; yaşamında bir değişiklik oldu mu?

Kamptan sonra ben kendimi başkalarının yerine koymayı öğrendim.  Bir kere kendim yaşamayı öğrendim. Kamptayken mesela çamaşırlarımızı kendimiz yıkayıp asıyorduk. Odamızı topluyorduk, düzenli olmak için çaba gösteriyorduk. Zamanımızın çoğunu -eğitim saatleri dışındaki- arkadaşlarla geçiriyorduk, toplu yaşamı öğrenmek için iyiydi bu durum.

Kendim yaşamayı öğrendim dedin, biraz açabilir misin bunu?

Evde kendi işimi yapmaya başladım. Mesela kampta havlularımızı asmadığımızda ıslak kalıyordu. Ben de evde artık bu işleri kendim yapmaya başladım. Anneme bırakmıyorum artık bu işi. Ve annemin ne kadar yorulduğunu anladım, oradan oraya bütün gün koşuştururken benim çamaşırlarımı da asıyordu, o zaman daha da çok zaman kaybediyordu, daha çok yoruluyordu; bunu anladım.

2 Temmuz’dan sonra, kamp bitip evlerimize dağıldıktan sonra sokağa, çevreye daha farklı bakmaya başladım. Adada çok değişen bir şey yok ama karşıya geçtiğimizde sokakta bir şeyler satanlara baktığımda empati kurmaya başladığımı fark ettim.

Kitap okumayla aran nasıl? Şu an tatildesiniz, okuyor musun?

Kitap okumayla aram iyi. Çocuk Kalbi’ni okudum. Şimdi Şeker Portakal’ını okuyorum. Bunun dışında Sevim Ak’ın kitaplarını okuyorum. Kampta verilen Gündüz Vassaf’ın Nazım kitabını da bitirdim. Elimdeki kitap bitince verilen diğer iki kitabı okuyacağım.

Kamptan mutlu ayrıldım diyebiliyor musun Gülay? Arkadaşlık ilişkileriniz nasıldı orada, uyumlu bir grup muydunuz?

Her karakter vardı orada. Bizim sınıfta mesela hep ben ben diyen de vardı, sürekli susup oturanlar da vardı, derse tamamıyla katılanlar da vardı. Öğretmenler karışmıyordu, kendimizin halletmesini istiyorlardı. Çözüm üretmeye çalıştığımızda karşı çıkıyorlardı. Ben de tartışma yerine derslere yoğunlaşıp, kampı bitirene kadar sustum.

Peki, bu yaşananlar sana ne algılattı? Sorunlarla baş etmeyi öğretti mi?

Yaşamda tek tip insan yok böyle düşündüm. Ben susup oradan ayrılma dışında bir şey düşünmedim.

Okulun açıldığında, ders başı yaptığında Nazım Hikmet ve kamp hakkında arkadaşlarına anlatacağın şeyler olacak mı? Bu deneyimi paylaşacak mısın onlarla?

Evet, mesela onun şiirlerinde ve film hikâyesinde ne anlatmak istediğini paylaşacağım. Mesela “Sevdalı Bulut” hikâyesinde Ayşe karakteri bence Nazım’ın kendisiydi; o bahçesi de şiirleriydi; onu köreltmek isteyen Kara Seyfi de şiirlerini yazmasını istemeyen insanlardı.

Bir sonraki yıla yine kampa katılırım diyor musun?

Evet, katılacağım. Benim için yararlı oluyor. Bazı arkadaşlarım bir daha kampa gelmeyeceklerini söylediler. Ailelerinden uzak kalmak istemiyorlarmış. Ben de herkesin gelmesini söylüyorum çok güzel bir yer ve ortam. Öğrenmek istiyorlarsa burada öğrenecekler, yarın üniversiteye gittiklerinde hiç ayrı kalamazlar yoksa. O zaman üzüleceklerine şimdi üzülüp alışsınlar. O zaman üzülürlerse çok komik gözükürler bence. Üniversitede anne anne diye ağlamak çok komik olur bence.

Teşekkürler Gülay, kampı ve düşüncelerini bizimle paylaştığın için…

 

Son değişiklik Pazar, 14 Ağustos 2016 00:42
Yorum yapmak için oturum açın