Cuma, 29 Ocak 2016 11:52

Harpte uzanan dostluk eli ‘Kurtuluş’

Ögeyi değerlendirin
(6 oy)

Alman ordularının 1 Eylül 1939 günü Polonya’yı işgal etmesi, çok geniş bir coğrafyada milyonlarca insanı etkileyen bir savaşın habercisi olmuştu. Birinci Dünya Savaşı’nın zorlukları henüz akıllardan silinmeden ikinci bir savaşın kaygısı sarmıştı memleketin her yanını. İhtiyat askerleri ile birlikte 1,5 milyona yakın insan silahaltına alınmıştı. Üretim neredeyse durma noktasına gelmiş, eldeki kaynakların büyük bir bölümü askeri gereksinimlere harcanmıştı.  Her ne kadar savaş yıllarına kadar sanayileşmeye çabalansa da, üretimi tarıma dayalı bir ekonomiye sahipti Türkiye. Silahaltına alınan insan sayısı ile birlikte üretimde ciddi düşüşler görülmüştü. Nitekim bu düşüş fiyatlara artış olarak yansımıştı. Siyasi ve askeri tedbirlere önem veren yönetim ekonomik tedbirlere aynı önemi gösterememiş, bu nedenle halkımız, kıtlık, hayat pahalılığı, yokluk ve karaborsa ile mücadele etmek zorunda kalmıştı. Savaş boyunca ithalat ve ihracatta ciddi düşüşler olmuştu. Bütün bu olumsuz gelişmeler dönemin hükümetini daha sert tedbirler almaya yöneltmişti. Varlık vergisi çıkarılmış, halkın yediği ekmek karneye bağlanmıştı. Vatandaşın elindeki tarım, orman ve hayvan ürünlerine kısmen el konulmuş.  Halkta yetersiz beslenmenin getirdiği salgın hastalıklar görülmüştü.

1941 yılında Alman ordularının Balkanlar’a ilerlemeleri ve Yunanistan’ı işgal etmesiyle savaş Türkiye sınırlarına kadar gelmiş. Bu olay neticesinde İstanbul başta olmak üzere birkaç ilde sıkıyönetim ilan edilip, Trakya’ya asker yığılmıştı. Dışişleri, topraklarımıza herhangi bir saldırı halinde silahla karşılık vererek bağımsızlığımızı savunacağını açıkça belirtmişti. Adolf Hitler, İsmet İnönü’ye bir mektup göndermiş, Türkiye aleyhine saldırgan bir tutum sergilemeyeceklerini ve ordularının Türk sınırına 60 km’den daha yakına sokulmayacağını taahhüt etmişti. Ve 18 Haziran 1941’de Türkiye-Almanya arasında saldırmazlık antlaşması imzalandı. Ancak en yakın komşumuz bizim kadar şanslı değildi.

İlk önce İtalya’nın saldırısına uğrayan Yunanistan kıt olanaklarıyla da olsa bu saldırıyı etkisiz kılmıştı. Yunanistan’ın bu başarısını hazmedemeyen Naziler, Balkanlar’ı ateşler içinde bırakmış, Yunan halkının kahramanca karşı koymasına rağmen, topraklarını işgal etmişti. Alman güçleri Avrupa ve Afrika’daki ordularını besleyebilmek için ülkedeki bütün gıda ve tarım stokuna el koymuştu. Nazilere yardım gitmemesi için İngiltere tarafından denizden de ağır bir ambargo uygulanmaktaydı. Bu ikili kıskaç ülkeye açlık ve ölüm getirmişti. Temel ihtiyaç maddelerinin dahi bulunmadığı ülkede, açlıktan binlerce insan sokaklarda ölüyor, cesetler kamyonlarla toplanıp üst üste diziliyor ve toplu mezarlara gömülüyordu. Halk yemek için ısırgan otu, ağaç kabuğu veya bir parça kedi-at eti bulduğunda seviniyordu. Türkiye savaşa girmemişti, ancak ekonomik sıkıntıları tüm şiddeti ile yaşıyordu. Ege’nin karşı kıyısında Yunan halkından gelen kötü haberler, Türk halkını derinden etkiliyor, büyük üzüntüye yol açıyordu. Kamuoyu ve halk Yunanistan’a yardım edilmesini istiyordu. Durumun giderek kötüleşmesi üzerine, Kızılay ülke çapında büyük bir kampanya başlatmış ve toplanan yardım malzemesini ulaştırması için Tavilzade firmasına ait ‘Kurtuluş’ gemisini kiralamıştı.

02 kurtulus 280xBordasına büyük puntolarla ismi yazılan ve Kızılay bayrağı resmedilen Kurtuluş gemisi.Kurtuluş gemisi; 1883 İngiltere yapımı, 1741 gros tonluk, 76,5 metre boyunda, 10,7 metre eninde, 900 beygir gücünde buhar türbinli makinası olan bir yolcu ve yük gemisiydi. Gemi, sahibi tarafından bu zorlu yolculuk için hazırlanmış. Uluslararası kanunlar gereği, bordasına ‘Kızılay’ forsu işlenmiş ve büyük puntolarla ismi yazılmıştı. İstanbul ve diğer Anadolu kentlerinden toplanılan tonlarca, yiyecek, giyecek, ilaç, mektup ve özel eşyalardan oluşan yükünü yüklemiş, Yunanistan’ın Pire Limanı’na hareket etmişti. İzleyecekleri rota çok tehlikeliydi. Ege Denizi’nde serseri mayınlar ve denizaltılar cirit atıyordu. Fakat içindeki bir avuç mürettebatla büyük bir vazife yüklenmişti Kurtuluş. Anadolu’nun cefakâr insanlarının dişinden tırnağından arttırıp biriktirdikleri yardım malzemelerini, savaşın yaşattığı ızdırapları bir nebze olsun dindirmek için 13 Ekim günü İstanbul limanından saat 15.00 sularında demir aldı. Gemi iki gün sonra Pire Limanı’na varmış, yolda şans eseri tehlikeli bir durum yaşamamıştı. Limana vardıklarında insanlar sevinç ve gözyaşları içinde iskeleye koşmuştu. Gemi personeli ve görevli Kızılay yetkilileri yükün muntazam indirilmesi için canla başla çalışmış, Yunan yetkililerin minnet dolu sözlerine; “Bu bizim görevimizdi.” diyerek teşekküre gerek olmadığını söylemişlerdi. Açlıktan benzi sararmış, bir deri-kemik kalmış Yunan halkının gönlünde taht kurmuştu ‘Kurtuluş’… Geminin isminin kısa bir geçmişte Yunanlılara karşı gerçekleştirilen savaşın ismini taşıması ise kaderin bir cilvesi miydi bilinmez… Kızılay’ın devam eden yardımlarını Pire Limanı’na attığı dört sefer de başarı ile gerçekleştirmişti. Tehlikelerle dolu görevde Kızılay heyetinin başında Feridun Demokan bulunuyordu. Almanların katı yasaklarına rağmen, Yunan halkının yaşadığı açlığı, gizlice çektiği fotoğraflarla belgelemişti. Amerika’ya ulaşan bu fotoğrafların; Life Dergisi’nde yayımlanması ile Amerika ve Kanada ayağa kalkmıştı…  Türk basının yardım yapılması konusundaki çağrıları ve Amerika’nın tepkileri karşılık bulmuş, sonunda İngiltere uyguladığı ambargoyu kaldırmıştı. Kurtuluş’un ilk getirdiği haberler sonrasında çıkan gazetelere göz gezdirdiğimizde, Vatan gazetesinin başlığı dikkat çekiyordu ; “Azrail maskesini atmış, Yunan halkını pervasızca biçiyor…”

03 marmara 280xMarmara Adası1935 yılındaki büyük depremin yaraları yeni yeni sarılan Marmara Adası’nda halk, bastıran kara kış ve İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği ekonomik sıkıntılarla boğuşuyordu. İlan olunan sıkıyönetim ve Trakya sınırına yakın olduğu için, Kara Kuvvetleri’ne bağlı askeri bir müfreze adaya konuşlandırılmıştı. Ada’da uyguladığı katı yönetimle hafızalardan silinmeyen müfreze komutanı o tarihte henüz teğmen olan, sonraki yıllarda Türkiye’nin yakından tanıyacağı; Alparslan Türkeş’ti. Adada ekmek karne ile dağıtılıyor, yokluktan ev ve işyerlerinin aydınlatması için zeytinyağı ile çalışan kandiller kullanılıyordu. Fakat buna rağmen Tahsin Furtun’a ait balık konserve fabrikası depremin getirdiği yıkımın ardından betonarme olarak yeniden yapılmış ve üretim durmamıştı. Ticari antlaşmalar gereği Almanya’ya ve diğer ülkelere ihracat yapılmaktaydı. Kahvede ajans haberleri pür dikkat dinleniyor, askerde olup dönüş zamanı gelenler gelmiyordu. Kapı önlerinde adalı kadınlar endişeli sohbetler yapıyordu. Böyle bir günün sabahı adanın Kuzey’inde, beyaz karanlıkta ilerleyen kahraman gemi, gelen sondan habersizdi. Pire Limanı’nda özlemle beklenilen Kurtuluş gemisinin, acı acı düdük sesi yankılanmaktaydı Marmara’nın zemheri ile beyaza bürünen dağlarında…

04 kurtulus 280xDomuz burnu kayalıklarına bindiren Kurtuluş gemisinin batmadan önceki vaziyeti…Kurtuluş gemisi 21 Şubat 1942 günü çıktığı altıncı seferinde Marmara Denizi’nde tipi fırtınasına yakalanmış, sabah saat 04.00 sularında görüş mesafesinin iyice düşmesinden dolayı, Marmara Adası ‘Domuz Burnu’nda büyük bir gürültü ile kayalıklara bindirmişti. Derhal, Rıdvan Kaptan telgraf çekerek durumu İstanbul limanına bildirilmişti. Fakat sancağına doğru yatan gemi yaralanmıştı ve su alıyordu. Gemiyi terk emri verilmiş ve mürettebat filikaları denize indirmişti. Fırtınanın şiddeti ilerlemelerine imkân vermemiş, bu nedenle gemiye geri dönmek zorunda kalmışlardı. Çarkçıbaşı Tahsin ve marangoz Ömer’in gayretleri ile karaya raket atılmış, halatlar vasıtasıyla mürettebat kayalıklara güçlükle çıkabilmişti. Fırtınada, yol dahi olmayan dağ patikalarından ilerleyerek 4,5 saatte Saraylar kasabasına varan kazazedelere adalılar fevkalade misafirperver davranmış ve yardım etmiş, evlerini açmışlardı. Kuru elbiseler hazırlamış, köy kahvesinde soba etrafında yemek ikram etmişlerdi. Feridun Demokan, bir telgrafla vaziyetlerini İstanbul’a bildirmiş ve geminin kurtarılabileceğini söylemişti. Kaza haberini alan tahlisiye ve diğer kurtarma gemileri derhal harekete geçirilmişti. ‘Trak’ yolcu gemisi Bandırma’dan yola çıkmış, gece karanlığında kayalık alana yaklaşamamıştı. Ertesi gün kaza mahalline giden Trak gemisi, Kurtuluş’un su yüzeyinde sadece direklerinin görüldüğünü bildirmişti.  Trak gemisi Saraylar’dan kazazedeleri alarak İstanbul’a dönerken, Kurtuluş gemisinin hazin sonunu öğrenen gemi mürettebatı gözyaşlarına boğulmuştu. Tonlarca gıda, ilaç ve ihtiyaç malzemesiyle gemi sulara gömülmüştü. Kurtuluş’un gecikmesinden şüphelenen iskeledeki karşılama komitesi, endişe dolu saatlerin ardından kötü haberi almıştı. Bu habere inanamamışlardı, Pire’de duyulmaya başlayan çan sesleri Kurtuluş gemisi için çalıyor, açlıktan kırılan yüzbinlerce insanı ölümün eşiğinden kurtardığı için adeta ağıt yakılıyordu. O gece Atina ve çevresindeki yerleşimlerde Kurtuluş için yas tutuldu… Fakat bu olay Kızılay’ın yardım faaliyetini engellememiş, Dumlupınar, Aksu, Güneysu, Tunç ve Konya vapurları ile yardımlar ulaştırılmaya devam etmişti. Ancak, Yunan halkının gözünde, gelen her gemi Kurtuluş’tu. Savaş sonunda Yunanistan’da bir caddeye Kurtuluş ismi verilmiş, en zor zamanlarında Türkiye’den gelen bu dostluğu asla unutmayacaklarını belirtmişlerdi. O günlerde Cemal Nadir’in imzasını taşıyan bir karikatür yaşanılanların tercümesiydi...

05 kurtulus 280xKurtuluş’un gidişi…
 
06 kurtulus 280xKurtuluş’un gelişi…
 

1941-42 yılları arasında maddi değeri 28.861.080 TL tutarında kurutulmuş sebze ve meyve ile 4154 sandık yumurta ve diğer gıda malzemesi gönderilmişti... Kızılay tarafından Yunanistan Kızılhaç’ına 864.294 dolar hibede bulunulmuş, 1500 ton gıda malzemesi gönderilmişti. 5 ton sabun ve Yunanistan’da en çok mağdur olan çocuklara dağıtılmak üzere 2 ton şeker ulaştırılmıştı. Türk Kızılay’ının kayıtlarına göre 75 milyon TL insani yardım yapılmış, Yunan Kızılhaçı’nın kayıtlarına göre de Kızılay’ın yardımları ile 700 bin civarındaki savaş mağduruna sıcak yemek verilebilmiştir.

Savaş’ın getirdiği yıkım ve acıları hatırlamak adına tarihimizde unutulmaya yüz tutmuş nice insanlık dersleri vardır. Türkiye’nin en zor zamanında dost şefkati ile elini uzattığı Yunanistan, bunun en güzel örneğidir. Yurtta barış, dünyada barış ilkesini şiar edinmemiz gereken böylesi günlerde geçmişte yaşanılan acıların tekrar etmemesi temennisi ile…

 

Bu yazı hazırlanırken; Prof. Dr. Nejat Akar’ın ‘Dumlupınar’ adlı eserinden, Sealife Dergisi’nden, Atatürk Kütüphanesi arşivlerinden, İsmail Mersin’in anlatımlarından ve H. Can Yücel kişisel arşivinden yararlanılmıştır.

Son değişiklik Pazartesi, 01 Şubat 2016 04:37
Yorum yapmak için oturum açın