Salı, 31 Ocak 2017 20:56

Okul mu, aile mi?

Ögeyi değerlendirin
(0 oy)
Okul mu, aile mi? Fotoğraflar: Viktor Albukrek

karga 280xSayın ve Sevgili Dostlar,

Kış mevsimimi, İstanbul şehrimizin keşmekeşiyle birlikte doya doya yaşıyorum. Cadde ve sokaklarında dolaşırken, Ada trafiğini aratmayacak kadar tatmin oluyorum.

Etiler’in ana caddesinde, yarım asır kadar evvel “Banka ikramiye evleri” olarak inşa edilen, şimdilerde ise çoğu yemek kültürüne veya finans sektörüne hizmet veren binaların, zamanında geniş tutulan kaldırımları, son yıllarda lokanta ve kafeler tarafından işgal edilmiş olduğundan, yayalara çok dar bir yürüyüş yolu kalmaktadır. Burada da tıpkı adada olduğu gibi, kaldırımların orta yerinde bulunan direk ve ağaçlar yürüyene mani olmaktan öte, şımarık oto sahiplerinin, boş buldukları aralarda arabalarını park etmeleriyle, insanı yer yüzeyinin altında yürümeye itiyor.

Bir köstebek gibi metro yolunu açan makineye, minnet dolu duygularımla teşekkür ediyorum.

Ada yollarında, manzara ve yeşili seyretmememiz için, hasır gibi malzemelerle perdelenen caddeler olduğu gibi, Etiler'de de, görülebilecek boş arsaların yeşilini kapatan, devasa reklâm panolarıyla perdelenmektedir. Devasa ebatta olmalarından dolayı fırtınaya dayanamayıp üzerimize düşer endişesiyle, rüzgârlı havalarda sokağa çıkmamayı tercih ediyoruz.

Gözlemlediğim en büyük tehlike ise, dönemeçlere konulan bu tür cazibeli, içimizi ısıtan, iştah açıcı güzel reklâmların, bir sürücünün gözünü fazlasıyla cezp edip arabasını duvara veya yayaya kütleyebileceğidir. Evde, rahat koltukta oturarak seyrettiğimiz espri dolu şehvetli reklâm yaratıcılarını ne kadar alkışlarsam da, virajlarda aynı reklâmla karşılaştığımda, benim gözümde değerini yitiriyor. Üstelik bu boylu poslu reklam panoları, sıcak günlerde, hava akımına mani olmaktadır.

***

kar 02 280x
noel ailesi 280x
noel ailesi kayakta 280x
 

Geçen gün Etiler’den Bebek yokuşunu taksi ile iniyordum. Dönemece vardığımızda, yokuşu çıkan lüks bir arabanın, kıvrak bir manevra ile aniden sırasından ayrılarak süratle yolumuza, yani ters şeride dalması neticesinde burun buruna geldik ve ada heyecanını yaşadım. Aynen Büyükada’daki, ters gitmeyi adet edinen, kendilerini kral sanan sürücülerle karşılaştığımda duyduğum endişe...

Biraz adrenalin sıhhat için iyiyse de, şoförümüz yokuş aşağısına doğru sürüklenen arabasını frenlemekte zorlandı. Karşımızdaki ise ön tamponumuza gelene kadar gaza bastı ve zınk diye karşımızda durdu. Bizimki, yolun açılmasını beklerken, karşımızdaki hiç umursamadan, kulaklarındaki telli tıkaçları sökmeden parmaklarıyla direksiyon simidine tempo tutmaya başladı.

Yukarıdan gelen sıra sıra otomobiller korna çalarak arkamızı doldururken, yokuşu çıkan sürücüler isyankâra yol vermemek için, adama ceza verircesine, tampon tampona yapışık yokuşu çıkmaktaydılar. Yolun genişliği ancak iki otoluk olduğundan yola devama imkân yok! Cefayı biz çekiyoruz. Ayağı fren pedalına basılı sürücüm beklerken şakakları geriliyor, dişleri gıcırdıyor, fakat susuyor.

Bir müddet sonra, yokuşu çıkan hamiyetli bir vatandaş, yavaşlayarak önündeki arabayla olan mesafesini açtı ve isyancıya sırasını vermesiyle yolumuz açıldı ve de sürücümün çenesi:

“- Bey, otuz yıldır mahalledeyim, aynı duraktayım. Beni bilirsiniz, vatandaşlara hizmetim var, hürmetim var! Ağzımı bozmam; lakin gördünüz değil mi? Son zamanlarda mahalleye gelenleri, semtimize hiç yakıştıramıyorum; yeni yerleşenlerin her biri, kendini kral sanıyor; ne edep var ne de saygı... Gelecek için endişelerim çoğalıyor, etraf isyancılarla dolu, mahallemizin güngörmüş paralı ailelerin çocukları ortalığı rezil ediyor; güya dış ülkede okudular; analarının yanında büyüselerdi böyle olur muydu; bizim ilkokulda aile bilgisi dersi vardı, adabı muaşeret öğretilirdi, ortaokulda mantık dersi vardı. Siz ne diyorsunuz buna? Bu eğitimi aile mi, okul mu vermeli?”

Bende tıs yok, dertli sürücüm devam ediyor...

“- Bak Beyim, ben haram yemem, durağımızı bilirsiniz, hepimiz seçilmiş şoförleriz; hergelesi bizden çıkmaz; lakin etrafa bak, her gün sinir, azap; çekilir mi bu hayat. İyilik yap, iyilik bulursun, rafta kaldı bu laflar, ben gençliğimde yemedim içmedim, köydeki anneme babama yıllarca para gönderdim, şimdi de çocuklarımı okutuyorum. Onlar da büyüdüklerinde isyan mı yaparlar, hep düşünüyor ve korkuyorum. Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Dizilere bak, hep intikam, intikam; dalavere ve intikam, başka bir şey yok. Ha bir de haberler... Geçen Aralık ayı boyunca hayırlı sene diledim her arabama binene, olumlu temenniler yağdırdım arabamdan inenlere, neye yaradı? Büyük acılarla girdik yeni yıla. Girmez olaydık... İnsanlarda insaf saygı yok mu, terbiyeyi aile mi vermeli, okul mu vermeli?”

“- Tamam, Şoför Kardeş, geldik, burada iniyorum. Ne kadar yazdı?”

Berber çenesi gibi sürücü çenesi de açıldıkça duramadığı bilinir lakin adam haklı. Eski terim olan muaşeret adabı, nezaket kuralları, terbiye, nazik davranma, genel davranış kuralları, davranış töreleri olarak ifade ettiğimiz ve Fransızların kısaca: ‘Savoir-Vivre’ ‘Yaşama- Bilgisi’ dedikleri şeyi öğreten kim?

***

yuruyen merdiven x280Şehrimizin metro delme makinesi, full gaz gidiyor. Hayatımızın bir bölümünü toprak altında geçirmeye alışıyoruz. Fransızların deyimiyle hayat, “Metro-dodo-boulot”da geçiyor, yani “Metro-uyku-iş”.

Toprak altında benim dünyam değişiyor, zira hayatım kolaylaşıyor. Kaldırım arama derdim yok! Arkama yapışacak otomobil tamponunun korkusu yok! Ayak bileğimi burkacak zemin düzensizliği yok. Yağmurda, ıslanmak, surata kadar çamur yemek de yok! Üzerime devrilecek pano endişesi de yok! Yürü babam yürü... Acelen yoksa arada bir dur, reklâm panolarının yazılarını yukarıdan aşağıya kadar oku, gözlerinle fotoğrafları tara, magazin ve moda kültürünü geliştir.

Ben çok memnunum. Toprağın altına doğru indikçe, ozon kokusundan mı, ilerleyen vagonların havayı tazyikle rüzgâra çevirmesinden mi, ortamdaki yüksek voltajlı elektriğin etkisinden mi; çözemedim sebebini, lakin zaman oluyor ki perondaki banklara oturup cebimdeki kitaptan birkaç satır okumak ve bir sonraki trene binmek istiyor canım. Velhasıl, soluduğum hava sayesinde, Damlataş Mağara’sına gitmeme gerek kalmayacak artık. ... Mecburi uzun yürüyüşlerde canlı müzik dinlemek olasılığı da var. Kahvenin, çöreğin bin bir türlüsüne rastlarsın... Kokusu dahi yeter...

Tüm nezaket kuralları, yürüyüş yollarında, vagonlarda, gereken yerlerde, nezih ve sade çizimlerle anlatılıyor. Her şey gerektiği gibi... Turnikelerde yığılma yok, vagona girecekler yeşil oklarda bekliyor, çıkacaklar sarı oku takip ediyor, gençlerimizin çoğu oturdukları yeri büyüklerine veriyor...

Bu mükemmel düzen içinde, yürüyen merdivenlerde, sevgililerin el ele aynı basamakta durmaları veya iki dedikoducu hanımın burun buruna aynı basamakta konuşmaları, acelesi olan kişilere geçit vermiyor. İhtimal ekmek parası için koşan, okul ziline yetişecek, belki de uçağı kaçırabilecekler var aralarında.

Uygulamaların zıddına gitmekten zevk alan zavallı kişi, ikaz yazısını okuyamayacak kadar alfabeyi bilmiyorsa, kırmızı daire içindeki bir yan çizginin ‘yapılmaz’ işareti olduğunu da mı bilmiyor? Azar işitmekten veya ceza almaktan çok mu hoşlanıyor bazı insanlar?

Yaşama bilgisinden yoksun yaşayıp, usul ve kaideleri yok sayan kişi, inadından mı isyankâr davranıyor veya kendini orta çağdan kalmış kral mı sanıyor?

Şoförümün sualine cevap arıyorum: Adabı muaşereti, aile mi, okul mu öğretmeli?

 

Son değişiklik Perşembe, 02 Şubat 2017 04:21
Yorum yapmak için oturum açın