Çarşamba, 30 Mayıs 2018 17:12

İki yeni kitap: "Heybeliada" ve "Ada’dan bir ‘ağa’ geçti"

Ögeyi değerlendirin
(1 Oylayın)


Adalı Yayınları iki yeni kitap çıkardı. Nejat Gülen'den "Heybeliada" ve Gülsen Karadoğan'dan "Ada’dan bir ‘ağa’ geçti."...

heybeliada 280x

Heybeliada

Nejat Gülen

13.5x19.5 ebat
2. hamur kağıda s/b baskı

 

2017 yılı Ağustos ayında 90. yaşını kutladığımız “Heybeliada Aşığı” Nejat Gülen’in Adalı Yayınları’ndan çıkan altıncı kitabı “Heybeliada.”

“Heybeliada” Adalı Yayınları’nın Nejat Gülen imzasını taşıyan altıncı kitabı ama Nejat Gülen’in ilk kitabı. 1982 yılında ilk baskısı yapılmış. Kısa sürede tükenmiş. İkinci baskısını ise 1985 yılında, bazı eklemelerle Tekin Yayınevi yapmış.

Nejat Gülen bu kitabının önsözünde “Bu, ne kuru bir tarih kitabı, ne sosyolojik bir etüd, ne anı, ne de bir romandır; bunların hepsini kapsayan, kendine özgü bir “Heybeliada” kitabıdır. Ayrıca itiraf etmeliyim ki bu kitabı yazmaktaki esas amacım, Heybeliada tutkumu, Heybeliada aşkımı tatmin etmekten başka bir şey değildir.” diyor.

Daha fazlası için sözü ustalara bırakalım:

“Bakmayın siz Ada’nın İstanbul sınırları içinde olduğuna. İstanbullu çok az bilir Adalar’ı... Neja Gülen, doğma büyüme Heybeliadalı.”

Hasan Pulur

“Gülen’in Heybeliada adlı kitabını ilgiyle okumuştum. Kırk yıllık bir yaşantının Heybeli’si, çeşitli kişileri ve özellikleri ile..”

Oktay Akbal

“Gerek Heybeliada gerek Heybeli’de Yaz Sonu değişen uygarlığın, başkalaşan toplumun unutulmaz duyarlı tanıkları olarak hayatımızda çok önemli bir yer kaplayacak.”

Doğan Hızlan

“Orhan Veli, Kapalıçarşı kapalı kutu, demişti, biz de Heybeliada deyip geçmeyelim. Heybeliada kapalı kutu. Nejat Gülen’in kitabını okuduktan sonra giderseniz, Heybeliada gözünüze biraz başka görünecek, çünkü oradaki yaşantılar canlanacak belleğinizde, taşı toprağı insan olan bir tarih...

Nejat Gülen’i bu güzel kitabından ötürü kutlarım. Turistik bilgiler verir gibi başlayıp, bir roman yazmış. Onun böylesine güçlü bir öykücü olduğunu bilmiyordum.”

Melih Cevdet Anday

 

arif aga 280x

Ada’dan bir ‘ağa’ geçti

Gülsen Karadoğan

13.5x19.5 ebat

2. hamur kağıda s/b baskı.

Fotoğraflarla

 

Büyükada’nın 1920-1975 arasındaki 55 yılına tanıklık etmiş, çok renkli bir kişiliği, Arif Ağa’yı, kızı Gülsen Karadoğan yazdı.

Arif Karadoğan, Büyükada’da halen tek toplu ulaşım aracı olan faytonculuğun kurucularından sayılıyor. 1920 yılında, daha 16 yaşındayken, yanında atıyla adım atıyor Büyükada’ya. Bir Rum faytoncunun yanında işe başlıyor. Kısa sürede kendi faytonunun sahibi oluyor ve yıllar içinde fayton sayısını 25’e, sahip olduğu at sayısını da 100’e çıkarıyor. Büyükada’da ilk büyük ve modern ahırı da o kuruyor.

Arif Ağa’nın Büyükada’daki yaşamı, faytonculuğun kısa tarihi aynı zamanda.

Kızı Gülsen Karadoğan, babası ve annesini kaybettikten sonra notlarını kaleme almaya başlıyor. Ve ölümünün Arif Ağa’nın 43. yılında bu notlar kitaba dönüşüyor.

Gülsen Karadoğan şöyle diyor sunuş yazısında:

“Arif Ağa sohbetlerinde, “mazinin dili olsa da konuşsa” derdi sık sık.
Kimler geldi, kimler geçti aramızdan?
Onu Ada’ya tesadüfler getirdi.
1 atıyla geldiği adada yüzlerce aileye iş, aş imkanı yarattı.
Ömrünün sonuna kadar bir Büyükada aşığı olarak yaşadı.
Aşıklar Yolu’nun tozunu yuttu. Gazinolarında yedi içti. Aya Yorgi’ye
faytonuyla çıkan tek insandı. İvon ve eşi ile birlikte muhteşem manzarayı seyrederek
rakısını yudumlamaktan çok ama çok keyif aldı.
Büyükada, Arif Ağa’nın cenneti oldu. “Büyükada’nın güzelliklerini
görmek yetmez, burada yaşamak, kokusunu duymak gerekir” derdi.
Hep Rumlarla iç içe yaşadı. Ömrünün sonuna kadar Rum – Türk
ayırmadan, ihtiyacı olan herkese yardım etti. Doğruluktan ayrılmadı. Dobra insandı.
Herkesin yüzüne içinden geçeni olduğu gibi söylemekten çekinmedi.
Yaşamı, sözleri bizlere öğüdü oldu.
O, gönlümüzde ve kalbimizde yaşayacak.
Daima iyilikleriyle anılacak.
Ölümünün 43. yılında, şimdi olduğu gibi...”

Kitaptaki tanıklıklar:

“Ne günlerdi. Anlattıkça hatırlıyorum.

Nikahımıza bir gün var.

Vakko’ya gidip gelinlik aksesuarları aldık. Şapka, eldiven, ayakkabı... 19.30 ekspresiyle adaya dönüyoruz. Vapurda karşılaştığımız adalı dostlarla sohbet ediyoruz. Aralarında kiracımız Coca Cola bayii İbrahim Amca, eşi Muammer Hanım, Sarı Niko var. Sohbet o kadar koyulaşmış, gece de öyle karanlık ki, biz Büyükada’yı atladık ve kendimizi Yalova’da bulduk. Son sefer olduğu için dönüş yok. Gece otelde kaldık, ertesi gün döndüğümüzde herkes iskelede bizi bekliyor. Babama anlatana kadar akla karayı seçmiştik. O gün nikahımız kıyılacaktı üstelik.”

Aysel Çamkır (Arif Ağa’nın büyük kızı)

“Dışarıya ve anneme çok sert olan Arif Ağa, bizlere karşı yufka yürekliydi.

Caminin yolunu bilmez ama, Ramazan’da 30 gün oruç tutar, ağzına da içki koymazdı.

Ev herkese açıktı. Yemeyi ve yedirmeyi çok severdi. Tam anlamıyla maymun iştahlıydı. Sofrasında hiç bir şey eksik olmamalıydı. Ramazan ayı boyunca tencereler dolusu yemekler yaptırır, dağıtırdı. Kurban bayramlarında 1 ay önceden evin kapısına koç bağlanır, kesim günü pek güzel süsletirdi. Koçları ellerimizle beslerdik hatırlar mısın?”

Güler Günkut (Arif Ağa’nın küçük kızı)

“Her konuda çok seçiciydi.

Arabalarına düşkün, atlarına aşıktı.

Kendi arabasının koşumu, feneri hep İngiliz malıydı. Tüm aksesuarlar her gün pırıl pırıl temizlenir, cilalanırdı.

Sohbetine doyum olmazdı. İçtiği zaman hem bonkör, hem de çok tatlı olurdu.

Bizler çevresindeyken paraları havaya savurur, kim fazla toplayacak diye göz ucuyla süzer, bundan da pek keyif alırdı.

Duruşu, oturuşu kendine has. Küfürü eksik etmezdi ama ağzına da yakışırdı. Çok da ileri görüşlü bir insandı.

Annem İvon “Arifo (annem Arif Ağa’ya Arifo diye hitap ederdi) Ayo Yorgi’ye arabasıyla çıkan ilk insandır” derdi. O günlerde Aya Yorgi’nin taşlı yoluna arabayla çıkmak ne kelime, yürümek bile çok zor gelirdi.”

Eliza Hanne (Ayten Abla)
(Eski İskele Oteli sahiplerinden Yorgiya Delakuridis’in torunu)

“Katina anlatırdı. Aynı tarihlerde karşılıklı ev alan babalığım ile Arif Amca, evlerini yaptırıyorlarmış. Bizim ev tek katlıydı. Biliyor musun, Arif Ağa olmasa biz üst katı çıkamazdık demişti Katina.

Arif Ağa, evini yaptıracağı Andon Kalfa’yı çağırmış ve demiş ki, bana malzeme alırken Katina’nın evi için de alacaksın. Ne istiyorlarsa yapıp teslim edeceksin. Parasını da benden alacaksın.

İşte senin baban böyle bir insandı. Allah da ona verdi.”

Eleni Abla (Sonraları Müslüman oldu ve Rabia Düz adını aldı)

“Baban yemekten anlardı. Çok da iyi yemek yapardı. Şimdi sana yaptığı bir yemeği anlatacağım. (Şaşırdım. Anlat Bedri abi dedim)

Bostan patlıcanlarının kabuklarını aralıklı şeritler bırakacak şekilde çizer, bıçakla kapak açar, içlerini kabuklarından itibaren bir cm. kalacak şekilde boşaltır, onları yıkar, tuz ve karabiberle ovar, tereyağı ile içlerini yağlar ve annene ayıklatıp tütsülettiği bıldırcınları yerleştirir ve iki büyük tepsiye dizerdi.

Üzerlerine tereyağ parçalarını koyar, çok az suyla sosunu hazırlar, o zamanlar adanın en güzel böreklerini poğaçalarını pişiren Mihal Usta’nın fırınına (Arabacılar Meydanı’ndaki) gönderir ve pişirtirdi.

Sonra da çevresinde kim varsa haber verir ve hep birlikte yerlerdi.

Yanında her türlü meze ve elbette Kulüp rakısı olurdu. Rakıyı da şişeden içerdi. Başka türlü içtiğini görmedim.”

Kumcu Aziz’in oğlu Bedri Düz

 “O zamanki ada şimdiki gibi değil. Kar yağsa faytonlar çalışmazmış. Parasız kalmasın diye yine cebine para koyar, git evine aç bırakma çocuklarını dermiş.

Babam o kadar bahsederdi ki Arif Ağa’dan. Biz altı kardeştik. Marika (vefat etti), Stella, Yorgo (şimdi Yunanistan’da, biliyorsun yazları bana geliyor çalışmaya), Latif, Bülent, Handan.

O tarihlerde (1960’lı yıllar) adada geçim çok zormuş. Baban ise bunu bilir, kapısına gelen kimseyi geri çevirmez, din ayırmadan herkese yardım edermiş.

Biliyor musun, arabacılara yem verir, parasını sonra verirsiniz der almazmış.”

Eleni Hanımın oğlu Bülent

“Arif Ağa’nın araba meydanında bir dükkanı vardı. Halime acıdı. Allah razı olsun ondan. Bak dedi, burada dükkan var. Al anahtarı. Her gün malları getirip götürme, buraya koy. Gerçekten de o günden sonra uzun süre ağanın dükkanını kullandım. Biraz para biriktirince de “baba” dedim, “Bana burayı satar mısın? Fazla param yok ama..” Bilirsin Arif Ağa mal satmayı pek sevmez ama bana peki dedi. O iyiliği de yaptı.

Kardeşler Şarküteri’nin sahibi İsmet Bey. (Yalovalı)

“Hey gidi Adrif Ağa. Çok yakışıklı, baba adamdı. Luna Park Gazinosu’nun sahibi Avni Beyle çok iyi arkadaştılar. Gençliklerinde taş ocaklarını birlikte işletirlerdi. Her yere birlikte gider, eğlenirlerdi. Pendik’de o zamanlar fazla ev yok. Her taraf maden ocağı idi. Çok ekmeğini yedi benim akrabalarım Arif Ağa’nın. Nur içinde yatsın.”

Muhittin Hacı Bekir’in bahçıvanı Hasan Bey.

“O yıllar ada şimdiki gibi değildi. Kazanç çok düşüktü. Arif Ağa’da para bol, biz ise yeni yeni kalkınıyoruz. Benim en zor zamanlarımda hep yanımda oldu. Ondan çok şey öğrendim.

Oğlum, parayı hem harca hem de sıkı tut diye öğüt verir ve eklemeyi de unutmazdı: Paran yoksa selam sabah da yok, bunu unutma.”

Hayri Özen

 

Son değişiklik Perşembe, 31 Mayıs 2018 00:06
Yorum yapmak için oturum açın