Pazar, 02 Ağustos 2020 07:27

Zinciri Sola Kaydırıyoruz

Ögeyi değerlendirin
(1 Oylayın)
Çaresizlikten dayanışmak zorunda kaldık ve kurtulduk Çaresizlikten dayanışmak zorunda kaldık ve kurtulduk

12 Temmuz Heybeliada yangının da yaşadığımız Covid salgını gibi büyük bir felaket olmasının yanında önemli kazanımlarının da olduğunu düşünüyorum. Kazanımı tek cümleyle özetlersek “Çaresizlikten dayanışmak zorunda kaldık ve kurtulduk” olur herhalde. Covid’in yeni bir dünya düzenine geçişimizin kapısı olarak görmeye yavaş yavaş alıştığımız bu günlerde düzenin öznesinin egemen azlar değil dayanışmak zorunda olan çoklar olması yönünde türlü güzel gayretleri görüyoruz. Heybeli yangın felaketi de kanımca benzer bir seyri izletti bana.

Önce yangının benim ulaşabildiğim küçük bir kronolojisini yapalım.
16.50’de Müslüman Mezarlık mevkiinde yangın çıktığı bilgisi geldi.
17.15 civarı yangının kontrol altına alındığı bilgisi geldi.
17.30 civarı Terk-i Dünya’ya yürüyüşe giden annem ve arkadaşlardan yangının Çam Limanı’nın üst bölgesinde hızla büyüdüğü bilgisi geldi. (Birkaç dakika önce de Terk-i Dünya’daki ormancı kulübesindeki görevlinin “başkanım yangın kontrol altında soğutmaya geçildi” bilgisini verdiğine kulak misafiri olmuş bizim ahali, keza MAG’da da muhtemelen bahsi geçen ilk yangın için kontrol-soğutma bilgisi geçiliyor, gönüllüler acil duruma çekilmiyor. Buradan da şu kuşkuya kapılmamak elde değil: Eğer çok büyük bir talihsizlik değilse ve kasten çıkarılmış bir yangınsa böyle bilinçli bir bilgi geciktirmesine sebep olacak “bir ön küçük yangın sonrasındaki büyük yangın planı” işin çok profesyonelce yapıldığı hissini uyandırıyor. Kuşkuları bir kenara koyup emin olduklarımıza dönelim.

17.35 civarı ilk yangın helikopterini adaya doğru uçarken gördüm.
17.50 civarı belediye anonsu “....yangın eğitimi almış herkse yangın yerine ...” yi duydum.
18.15 civarı alandaydım ve Belediye Başkanı Erdem Gül ve ekibi Aşıklar Yolu’nda olay yerindeydiler.
18.45 civarı ilk yangın uçağı geldi.
20.45 civarı yangın bitmişti.

Yangın yaklaşık 4 saat gibi bir sürede yoğun bir emekle söndürüldü. Saat 20.00 gibi emeklerin boşa gitmediğini, onca çaresizlik ve acizlik hissinin kısa sürede “bu işi biz başaracağız galiba”ya bıraktığını, ”biz” olma duygusunun iç dolduran mutluluğunu Adalıların yüzlerinden bir biçimde okuyabiliyorduk. Bu kıymetli sonucun nasıl olduğunu biraz mercek altı yaparsak aslında birkaç doğru işin üst üste gelmesiyle ortaya çıkmış olduğunu kolayca göreceğiz. Neymiş bu güzel işler kısaca bakalım.

  1. Yaklaşık son 8-9 yıldır Adalı STK’lar yoğun bir faaliyet içerisinde oldular. Verimli oldular mı bu ayrı bir tartışma konusu ama sahada kimin ne iş yaptığını bunca zaman boyunca tanıma fırsatı buldu aktivistler. MAG ve Orman Gönüllü oluşumları da bizzat bu can alıcı konunun en önemli ayaklarıydılar.
  2. Adalar Belediye Başkanı ve ekibi olayın başından itibaren sahadaydılar.
  3. Adalar Belediyesi (benim son 8 yılda hatırladığım tek çağrı) ““....yangın eğitimi almış herkes yangın yerine ...”anonsunu yaptı.
  4. Adalar Belediyesi sosyal medya hesaplarından “yangın eğitimi zorunluluğu” ibaresini de kullanmadan herkesi “kazma-kürek-eldivenle ..” Adalıları alana çağırdı.
  5. Arka Güverte, Dünya Mirası Adalar, Adalar Demokrasi Meclisi .... gibi STK’lar Adalar Postası, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Artı Tv Muhabiri Dilek Dindar gibi gazeteciler yoğun takipçili Moğollar Gurubunun bas gitaristi adalı Taner Öngür ... gibi bir çok Adalı tüm güçleriyle sosyal medyadan yangının büyüklüğünü Adaya ve özellikle ana karaya duyurmaya çalıştılar.
  6. Adalılar ve işini bırakıp gelen esnaflar yangında çalışanlara sınırsız içecek su-ayran takviyesinde bulundu. Günün sonunda yolların kenarında birçok ayran ve su kolisi açılmamış vaziyette duruyordu.
  7. Onlarca 15-30 yaş arası genç ayaklarında plaj terlikleri ve şortlarıyla alana gelmiş canla başla çalışıyordu. Özellikle yazlıkçı ahalinin de yoğun katılımı apaçık gözleniyordu.
  8. Herkesin gözünde biraz öfke biraz yaş sesinde çatallık, ruhunda karşılıksız canını ortaya koyarak beraber bir işi yapmanın mutluluğu vardı.

Bunca kıymetli anın-birikimin üst üste gelmesinin sürecin lehimize dönmesine önemli katkı sağladığını söyleyebiliriz. “Zinciri sola kaydırıyoruz” çağrılı 5 Litrelik şişeleri elden ele taşıma suları belki çok ağacı söndüremedi ama Adalıları birbirine daha çok bağladı. Ana karanın ve kamuoyunun daha kısa bir sürede olayın ciddiyetinden haberdar olması sağlandı. İlave 2 uçak ve 3 helikopterin alana olabildiğince hızlı gelmesine etki etti. Yaratılan seferberlik ruhu dertleri-çaresizlikleri anonimleştirdi. Adalıları daha çok Adalı yaptı. Özellikle yerel yönetimin zamanında olayın vahametini, yaşanan çaresizliği öncelikli olarak Adalılara açması bir şekilde herkeste “Adalı” olmayı mecbur bıraktı. “Çaresizlikten dayanışmak zorunda olduk ve kurtulduk.”

Peki bu pandemi, yangın gibi çaresizlik durumunda deneyimlediğimiz sorunlarımızı-işlerimizi kolektif bir şekilde yürütebilme halini kriz zamanı haricinde de hayata bir miktar geçirebilsek bu günlere herhalde kat be kat daha hazırlıklı yakalanmış olur, yapmak zorunda olan işlerimizi daha keyifli ve verimli yapabiliriz.

Peki hepimize ne gibi sorumluluklar düşüyor biraz akıl yürütelim isterim.

Yerel yöneticilerimiz: Yönetişim adıyla anılan yurttaş-yönetici ortak iş yapma modelini daha çok hayata geçirecek mecralar yaratılabilir. Yöneticilerin kadrolarındaki “gelenekselin dışına çıkmayan konfor alanlarını koruma” eğilimini “katılımcılığa açık olarak” ikna etmeleri. Kısa dönemde iş yükünü ve süresini uzatma ihtimali olsa da belli bir süreden sonra oldukça verimli ve iş yükünü hafifleten bir iş yapma biçimine geçileceğinin bürokrasinin kadrolarına anlatılması.

Sivil Toplum Kuruluşlarımız: Genel yerine tematik konular ve proje bazlı odaklar belirleyip yoğunlaşarak çalışma, yoğunlaşılan konularda politika üretip, yürütülen kampanyaların sonuç alacak kararlılıkta olması.

Bireyler, yurttaşlar, Adalılar: İlgi duyulan, öncelikli yapılması düşünülen konularda çalışan STK’lara katılmak yoksa birkaç kişi bir araya gelip kurmak (illa dernek olmak gerekmiyor sivil inisiyatif diye tanımlanabilinir yapı) ve o konularda yoğunlaşarak amaca dönük iş çıkarmayı zorlamak. Tabi bu zorlama sürecinin olabildiğince iki taraflı bir öğrenmeyi, hem kendimizin hem takım arkadaşlarımızın etkileşimi, gelişimini ihmal etmemesi.

Gibi başlıklarda özetleyebiliriz gibi geliyor yapabileceğimiz işleri. Madem Adalı bir yerden katılımcı bir iş yapma biçimine dair akıl yürütüyoruz, çocukluğumda öğrendiğim bir zoru çözme yöntemiyle bitireyim bu yazıyı.

Balık tutmayı seven bir çocuk olarak en büyük zorum-çaresizliğim “oltamın misinasının sık sık dolanması” oluyordu. Zamanla üstatların yanında bunun çözümünü kavradıkça mutluluğum gözle görülür artmıştı. Aslında ortada bir düğüm yoktu sadece bir bölgede yoğunlaşma oluyordu. Bu durumda ustalar yoğunlaşan bölgeden misinayı çıkarmak yerine onu çözmeye çalışmak yerine oraya daha çok misinayı bollaştırarak sürüyordu ve adeta yastığı havalandırır gibi kilit gözüken yeri havalandırıp sallıyorlardı. Aslında hiçbir müdahale yapmıyorlardı sadece içeri hava alıyorlardı adeta. Çözmek için çalışmıyor onu rahat edeceği bir genişliğe getirmeye çabalıyorlardı. Sanki sorumlarımızı da böyle genleştirip rahatlatırsak, katılımcılığı sağlarsak sanki ortada bir düğümün doğmadan çözüldüğünü görecekmişiz gibi geliyor.

Adalı zincirlerimizi çoğaltıp bir arada daha mutlu, doğayla barışık, yavaş ve huzurlu Adalı günlerimizin umuduyla.

13.07.2020/23.03
Heybeliada

Hem yangını söndürmeye çalışıp hem yangın söndürmekten çaldığım zamanda mahcupça bellek olsun diye yaptığım çekimlerin bir kısmını aşağıda izleyebilirsiniz.

Son değişiklik Pazar, 02 Ağustos 2020 19:14
Yorum yapmak için oturum açın