Çarşamba, 02 Haziran 2021 10:05

Evler, Aşklar, Göçler - Heybeliada Öyküleri’nin yola çıkış hikâyesi…

Kiltablet Ekibi
Ögeyi değerlendirin
(2 oy)

Üç yıl öncesiydi... Rutin cumartesi toplantılarımızdan birine hocamız, dostumuz, Nalan Barbarosoğlu elinde bembeyaz sayfa üzerinde çok güzel siyah çizimler gözüken bir sürprizle geldi; Heybeliada Halk Kütüphanesini Koruma Derneği’nce çıkartılan, çoğu yitip gitmiş Heybeliada evlerinin Akillas Millas tarafından yapılan muhteşem çizimleriyle dolu, 2018 takvimiydi...

“İşte yeni projemiz! Bu evlere öykü yazacağız, arkadaşlar,” dedi.

2016 yılında aylık çıkarmaya başladığımız Kiltablet isimli fanzinimizde her ay farklı bir tema üzerinde çalışıyoruz. Fakat çizimler ve fikir o kadar güzeldi ki fanzinin sınırlarını aştı ve bir kitap projesine dönüştü. Fanzin için belirlediğimiz kelime sınırı da ortadan kalkınca, hemen ayları paylaştık.

Ertesi hafta Ada yollarına düştük. Dernekten Ahmet Korkut Tokman bizi Ada’yla donattı. Tek tek tüm evleri, bazılarının yıkılmış ya da dönüşmüş hallerini, bazılarınınsa sadece yerini gördük. Evlerin ruhunu soluduk, doyamadık, o gece Heybeli’de kaldık. Mezesini balığını tatmasak olmazdı tabii. Fırtınalı bir güne uyandık. Ada’nın bizi bırakmaya niyeti yoktu anlaşılan. Vapur seferleri iptalken deniz taksi imdadımıza yetişti.

Gez-gör-öğren turu yetmedi elbette. Araştırma-inceleme, okuma-yazma derken yavaş yavaş derlendi öykülerimiz. Ön-arka kapakla birlikte on dört öykülük bir dosya oluştu elimizde. Ve sonunda Evler, Aşklar, Göçler kitabına dönüştü.

Sevgi ve heyecanımız umarız okurlarımıza da geçer, iz bırakır gönüllerde, çoksatar ki “Heybeliada Halk Kütüphanesini Koruma Derneği”ne katkımız gönlümüzce olsun.

Bu vesileyle çizimlerinden ilham aldığımız ve kullanımına onay veren Akillas Millas’a, kitabı yayına hazırlayan editörümüz Serenad Demirhan’a, önsözümüzü kaleme alan Ayşe Sarısayın’a ve Adalı Yayınları adına Halim Bulutoğlu’na teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ön Kapak-Zeki Paralı

Çiçek Bayramlarımız, Apukriya Karnavallarımız, Maskaralarımız, Muçınalarımız komşularımızla birlikte gittiler. Birlikteyken ışıldayan renkleri soldurduk. Elimizin karasıyla yapayalnızız. Biz, o hayatların yıkımının failleri, bugün daha mı mutluyuz? Edebiyatın sınırları içinde izlerini aramanın gidenlere vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum.

Papa Mateos evinin öyküsünü bu duygularla yazdım.

Ocak-Elvan Arpacık

Akillas Millas

Kuyu Sokağı'nı, Ada'nın yakın geçmişini öğrendikten sonra gezerken, terk etme mecburiyetinin tarifsiz ıstırabının arkasında bıraktığı ıssızlığı ve derin sessizliği hissettim. Bu çağrışımlar üzerinden yürüyerek bir öykü kurmaya çalıştım. Ada'nın zengin kültürü öyküyü hacimlendirdi.

Şubat-Yasemin Pforr

Akillas Millas’ın cizimlerini yaptığı takvim çok çarpıcıydı. Her ev hikâyemi anlat dercesine bakıyordu bize. Sırayla dağıtılan evlerden bana denk gelen Şubat ayının evi Vutiras Köşkü oldu. Biraz yükseğe yapılmış olması, kayıkhane olduğunu varsaydığım kapısıyla, iki yandan çıkılan merdiveniyle deniz kıyısında olduğunu düşündüğüm ev, ev sahibinin Rum cemaatinin hatırı sayılır mensuplarından biri olduğu hissini uyandırmıştı bende. Nitekim Vutiras ismini araştırınca o dönemin önemli gazetelerinden Neologos Gazetesinin sahibinin adının Stavro Vutiras olduğunu öğrendim. Ev ve Stavro Vutiras tamamladılar birbirlerini. Yaptığım araştırmalar sonucunda Stavro Vutiras’ın, Neologos Gazetesi’nin, 1800’lü yılların Osmanlı İmparatorluğu’nun içine girdim, yazmaya başlamadan önce bir süre o dönemde yaşadım. Stavro’nun kırık kalbini hissetmeye başlayınca hikâye kendini anlattı zaten.

Mart- Meltem Uzunkaya

Adaya yaptığım gezideki yürüyüşümde, adada yaşamak ya da adalı kavramı üzerine düşünmeye çalıştım. Hem bir kuşatılmışlık hali. Öyle ya yürümeye başladığınızda sonunda ilk başladığınız noktaya dönersiniz. Hem de Bizanslı bir çileci keşiş gibi olsanız da kendini çevreleyen deniz kadar enginlik, sınırsızlık ve özgürlük hissi.

Ada, kazazedelerin ve korsanların, salgın hastalıktan kaçanların uğrak yeri olmuş. Batılı seyyahların, gezginlerin, serüvencilerin, ressamlar, alimler, botanikçiler ve maceracıların. Bizans, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerine ait katman katman açılan hikâyeleri var adanın. 1918-1923, 6-7 Eylül 1955 yılında, (içindeki insanların elinde taş ve sopalarla rıhtıma yanaşan vapurlar, tahrip edilen kiliseler,) 1964, 1974 dönemeçleri adalı ya da anakaralı Rumların kitlesel göçündeki önemli tarihi dönemeçler. Hepsi yazılmayı bekliyor sessizce.

Ada, içinde daha nice hikâyeyi barındıran, denizin altındaki batık bir sandık gibi hazineyle dolu, onu gün yüzüne çekip çıkarmamızı bekliyor. Yazarlar da denizin dibindeki bu sandığı elindeki fenerle arayan balıkçı dalgıçlar.

Nisan- Canan Kuzuloğlu

Akillas Millas

Benimkisi ilk görüşte aşktı diyebilirim. Takvimi görür görmez çizimlerine vurulmuştum. Kısmetime doğduğum ay düştü. Baktım, Mammi Evleri yazıyordu; yan yana iki güzel halk tipi... Lakin gidip görünce hüzün doldu içime... İkizlerden biri yanmış, yerine beton bitmişti. Diğeriyse, yani benimkisi “yıkılmadım ayaktayım” haliyle bir başına kalakalmıştı öylece, köşesinde. Sahibi olduğunu öğrenince hemen araştırıp ulaştım. Sağolsunlar kırmadılar, aydınlattılar beni; Anıtlar Kurulundan haber bekleniyordu yenilenmesi için... Baktıkça, sanki iki kolunu beline dayamış “Beni yazacaksın illa!” diyordu EV ve dediği oldu... Aldı kalemi eline, geçti dirilişe...

 

Mayıs-Billur Akgün

Akillas Millas

Ada gezilerimde önlerinden geçerken her seferinde “yitip gidecekler, yazık!” diye düşünürdüm. Bir yandan da bana anlatmaya çalıştıklarına kulak verip önlerinde uzun uzun soluklanırdım, keşke bir şeyler yapılsa, yok olmasalar derdim içimden. Akillas Millas’ın yitip gitmekte olan ada evlerinden oluşan takvimini görünce, “işte bu!” dedim, “yazarsak, çizersek sonsuza dek yaşarlar.”

Henüz o evlerden biriyle ilgili bu güzel projenin içinde yer alıp kalem oynatacağımı bilmiyordum...

Haziran- Yurdagül Şahin

2018 Ada Takvimi’nin Haziran ayı, Patrik Evi’ne ait çizimler öykümün geçtiği mekânı kurgulamama esin verse de asıl esin kaynağım Akillas Millas’ın takvimde yer alan tüm çizimleri ve çam kokulu birbirinden güzel koylarıyla, yaşayan, yitip giden evleriyle, çok dilli, çok kültürlü yapısıyla Heybeliada’nın kendisiydi. Öykümü yazmaya başladığımda izlek olarak belirlemediğim halde kalemim beni içimde kanayan yaraya sürükledi. O utanç anları, kapkara eylül akşamları bir daha yaşanmasın diye yazdıklarımla geleceğe umudu taşırken akıllarda düne, bugüne dair soru işaretleri bırakmak istedim.

Temmuz-Nurdan Atay

Benim evim Temmuz ayına denk düşen ikiz Rasimaki Kuppa Köşkü’ydü, yanında ise Doktor Anastasaki Bey Evi. Çizimi gördüğümde aklıma ilk düşen umarsız bir aşk hikâyesi oldu. Doküman taraması yaptım ama faydalı bir bilgiye ulaşamadım. Bunun üzerine tamamen kurgu üzerine gittim. Bir aşkı anlatayım derken, gizli saklı kalan başka aşklar da yeşerdi öykümde. Diller, dinler, yakın uzaklar, sönen duygular... Heybeliada gezimizde de yan sokaklar, ağaçlar, Ada’nın kokusu ve geçmişin ruhu besledi. Küçük de olsa içten bir selamım olsun bugüne kadar yaşayanlara, bırakıp gitmek zorunda kalanlara, Ada’ya iz bırakanlara...

Ağustos- Arif Kamil Olgun

Akillas Millas

Geçmişi, yıpranmış yapılarında taşıyan binalar ya da kalıntıları beni hep hüzünlendirir. Halki evleri de öyle. Hele bir asırdan fazlasını hâlâ sırtında taşıyorsa bu kalıntılar ve binalar, daha da hüzünlendirir insanı. O zaman, orada yaşayanları düşünürsün. Acı, tatlı, mutlu, mutsuz, komik, trajik olayları hayal edersin. Kendince bir senteze varıp yeniden kurgularsın. O insanlar artık ne şu ne de bu etnisitedendir. Onlar senin insanlarındır. Yapılar seni kendi yüreklerine taşır, orada yaşayan insanlarla bütünleşirsin. Şimdi, o Adalı insanlardan biri olursun. O insanlarla düşünür, üzülür, acı çeker ya da sevinirsin... Hepsi bu. Bütün o insanlara ve onların torunlarına buradan selamımız olsun!

 

Eylül- Yeşim Narter

Akillas Millas

Akillas Millas’ın çizimlerini yaptığı takvim içinde bana denk gelen Eylül ayının evi; Madeleni Evi ve hemen solundaki Çikaimi Gazinosu’ydu.

1900'lerde Kamara Meydanı’nda denize nazır konumlanmış üç katlı ahşap yalının ve hemen solunda denizin yanıbaşında, ahşap kazıklar üzerine oturtulmuş, denize teraslı Çikaimi Gazinosu’nun yerinde -kelimenin gerçek anlamıyla da- yeller estiğini; Heybeliada gezimizde, tam da o meydanda dolaşırken, dışarıdan içeriye mi, içimden dışarıya doğru mu yayıldığını kestiremediğim bir ürpertiyle öğrenecektim...

Öykümü kurgulamadan önce, adanın geçmişiyle, ada halkıyla ilgili tarihsel bilgiler içeren metinler, görseller arasında dolaştım bir süre. Bu araştırmalarım, öykümün kurgusal gerçekliğinin tarihi gerçeklik temeli üstünde şekillenmesine katkı sağladı kuşkusuz. Ancak; öykümün çıkış noktası daha ilk ürpertiyi, o yokluk, yitmiş gitmişlik hissini yaşadığım o andı.

O heybetli Madeleni Evi’nden ve belki de bir zamanlar müzikli eğlencelere ev sahipliği yapmış, ada halkının dertlerine, sevinçlerine, kahkahalarına, aşklarına, aşk acılarına ve daha kimbilir nelere tanıklık etmiş Çikaimi Gazinosu’ndan, adeta fırlayıp dışarıya taşan, zihnime dolan görüntüleri, sesleri, kokuları, lezzetleri yerli yerine koymak istedim belki de...

Ekim-Dilek Yılmaz

Projeye sonradan dahil oldum. Heybeliada’ya gitmeden önce geçmişiyle ilgili birçok okuma yaptım. Bunlar içinde tarihsel bilgiler içeren araştırma kitapları da vardı kurgusal metinlerde. (Benim çocukluğumun üzücü hatıralarından "annesiz kaldığım günlerin" Heybeliada'yla bağlantılı olması da ilginç bir rastlantıydı. Annem yaşadığı yoğun astım krizleri sonucunda Heybeliada Sanatoryumu'na yatırıldığında ben henüz yedi yaşındaydım. Araştırmaları tamamladıktan sonra bir sabah erkenden yola çıktım. Benim evim Kuyu Mahallesi'ndeydi ve yıkılmadan kalan son eski evdi: Epivatinos Evleri. Adaya ayak basmadan önce anlatacağım hikâyeyi bulmuştum ama eksik bir şeyler vardı. Soru işaretleri yol boyunca kafamda döndü durdu. Bir yandan da beni bekleyen sevgiliyle buluşacakmış gibi heyecanlıydım. Evime ağır adımlarla adanın havasını ciğerlerime doldurarak gittim. İşte tam orada öylece duruyor ve sanki beni bekliyordu. Zamanı geriye aldım, kahramanlarımı önünde buluşturdum. Adayı kahramanlarımın gözüyle baştan sona dolaştım. Dönüş yolumda artık anlatacağım hikâye neredeyse tamamlanmıştı.

Kasım- Nezir Suyugül

2018 takviminde bana Kasım ayı denk gelmişti. Harap olmaya başlamış bir ev ile üzerinde 1879 yazan bir demir kapı vardı çizimde. Ben evden önce tarihe odaklandım. Ev 1876 da 2. Abdülhamit’in tahta geçişinden 3 yıl sonra yapılmıştı. 1878 Rus savaşından çıkalı bir yıl olmuş ve Osmanlı devleti hem toprak kaybetmiş hem de tazminat ödemek zorunda kalmıştı. Ada sakinleri olan Rum, Ermeni, Yahudi tüccar ve bankerler saraya kredi vermek için toplandı. İşte benim öyküm böyle başladı.

Aralık-Sultan Deliklitaş

Bu projeyi ilk duyduğumda çok heyecanlanmış ve içinde yer almayı çok istemiştim. Daha sonra aralarına katıldığım Kiltablet grubunun içinde yer almadığım için treni kaçırdım zannetmiştim o zamanlar. Arkadaşlarım bu proje üzerinde çalışırlarken ben de tesadüfen Fethiye de bir yoga kampına gidip Kayaköy'ü gezmiş terkedilmişliği ve ıssızlığından çok etkilenmiştim. Projenin mimarı Nalan hocama izlenimlerimi aktardığımda neden bir öykü yazmıyorsun demişti. Benim bu kitapta yer alan öykümün temeli böylece atılmıştı. İlk kez çocukluğumda bir hasta ziyareti sebebiyle tanıştığım ve sevdiğim Heybeliada projesine sonradan dahil olduğumda kurgusu yıllar önce kesinleşmiş olan öykümün mekânı da belirlenmiş oldu.

Benimki ''bir şeyi çok istersen olur'' sözünü doğrulayan bir katılım oldu ve iyi ki oldu...

Arka Kapak-Özkan Binol

Yüreğim ağzımda yazdım öykümü. Neden mi? Giden olmak zor... kalan olmak da. Önce kelimelere büründü gidenlerin ruhları, duyguları. Sonra da cümle cümle "Heybeliada Öyküleri" oldu.

 

Son değişiklik Cuma, 04 Haziran 2021 11:39
Yorum yapmak için oturum açın